Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Mine G. Kırıkkanat

Vatan · 17 Eylül 2007

Arkadyalı Polybios (MÖ: 208-126) zamanının en büyük Yunan tarihçisiydi ve kadere bakın ki, yenik ülkesinden Roma’ya rehin gönderilen bin Yunanlı’dan biri olarak, Roma Cumhuriyeti’nin Anayasasını yazdı!

Polybios, general rütbesinde bir asker, devlet adamı, siyasal kuramcı ve tarihçiydi.

“Roma, öylesine evrensel bir fetih gerçekleştirdi ki, yaşadığımız çağda önünde durulamaz ve gelecek çağlarda, aşılamaz” dedi.

Ve sözü, bugüne değin doğrulandı: Roma, cumhuriyetten imparatorluğa ancak kendi sınırlarını aştı ve tarihte böylesi geniş alana yayılan başka bir egemenlik kurulamadı.

Bilmeyenler için söyleyelim, eski Roma uygarlığından üç dönemi anlamak gerekir: Romus ve Romulus efsanesiyle başlayan monarşik rejim “Regnum Romanum” (MÖ: 753-509), Cumhuriyet demek olan Res Publica (MÖ: 509-44) ve imparatorluk dönemi “Imperium Romanum.”

Roma İmparatorluğu, Jül Sezar’ın kendisini “daimi diktatör” ilan ettiği MÖ: 44 yılında başlayıp, Batı Roma için MS: 476’da biterken, Bizans diye anılan Doğu Roma İmparatorluğu İstanbul’un fethi, 1453’e kadar sürmüştür. Başka bir deyişle Roma devleti, Doğu’da 2206 yıl, Batı’da 1229 yıl boyunca var olmuştur.

Polybios, 17 yıl rehin kaldığı ülkenin devlet yapısını incelemeye başladığında, Roma Cumhuriyeti’nin yazılı olmayan bir Anayasası vardı. Yunan siyasal kuramcı, bu sözlü temel hukuk prensiplerinden yola çıkarak, Roma Cumhuriyeti’nin “beka”sını hazırlayan Anayasa’yı kurguladı. Önce, dünyada var olan (hâlâ da var) siyasal rejimleri belirledi: Özgürce kabul edilen, ikna yoluyla yöneten, şiddete başvurmayan monarşik rejim, Krallık. Akil adam ve bilginlerin hükümette yer aldığı Otokrasi/Aristokrasi. Çoğunluk iradesine dayalı egemenlik ve yasalara uygunluk aranan Oligarşi/Demokrasi. Ve kitlelerin her istediklerini dayatabildikleri rejim, Oklokrasi. Yunancada “okhlos” avam demek. “Krasi” de iktidar...

John Stockwood, oklokrat devleti “Kaba kişilerin çıkarlarına göre yönettikleri devlet” olarak tanımlıyor.

Polybios’un “siyasal rejimlerin devri dönüşümü” teorisine göre, tek krallı monarşi yozlaşınca ortaya çıkan despotluk aristokrasiye dönüşüyor, aristokrasi oligarşiye doğru soysuzlaşınca halkın iradesi demokrasi tarafından hizaya getiriliyor, demokratik ifade özgürlüğü ikinci kuşak halkı avamlaştırıyor ve avamın “ben yaptım oldu” diye dayattığı oklokrasi dönemi başlıyor. Rüşvet, yolsuzluk ve kan banyosuyla süren “oklokrat” rejim de ister istemez, bir despotun işbaşına gelmesiyle, ibreyi başa döndürüyordu.

Dolayısıyla Polybios, Roma Cumhuriyeti’nin “bekası” için hazırladığı Anayasa’da, sıraladığı ilk üç siyasal rejimin niteliklerini birleştirerek birbirlerini denetlediği bir yönetim biçimi öngördü ve siyaset tarihinde ilk kez “güçlerin ayrılığı” dengesini, hukuksal temele oturttu, aziz okurlar: Roma Cumhuriyeti, Konsülleri, Senatosu ve halkıyla, birbirini denetleyen güçlere dayalı bir devletti.

Bugün yürürlükte olan ABD Anayasası’nı hazırlayanlar, Polibius’u dikkatle okumuş ve onun “güçlerin ayrılığı” prensibine dayalı bir denetim mekanizması kurmuşlardır: ABD Başkanı’nın Kongre’ye karşı veto hakkı vardır. Kongre, üçte iki çoğunlukla geçebilen bir yasayla başkanı devirebilir. Halk seçim yoluyla gerek Başkan’ı gerekse Kongre’yi cezalandırabilir. Ama Başkanlık seçimleriyle Kongre seçimleri, iki devlet organı eşgüdümlü çalışmasın diye aynı zamanda yapılmaz. Böylece daima bir güce karşı güç dengesi oluşturulur.

Peki Polybios’un Anayasası, Roma Cumhuriyeti’nin bekasını sağladı mı? Hayır. Ama onun “siyasal rejimlerin devri dönüşümü” teorisi, o gün bugündür her devlet için kanıtlandı.

İnsan yaşamını aştığı için algılayamıyoruz, ama tarihte devrilmeyen rejim, yıkılmayan devlet yok. Üstelik biz, en uzun ömürlü devletlerden “ören” kalan topraklarda yaşıyoruz. Ve bir anayasa hazırlanıyor, devletimizin bekası için. Hangi evredeyiz derseniz, “Oklokrasi” derim.