Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Boşuna debelenmeyin

Vatan · 21 Eylül 2007

Bir arkadaşımın yolu bu hafta Yalova’ya düştü. Uzun bir iş günü sonunda karnı acıktı. Aylardan Ramazan olduğu için, zaten ve uzuuun yıllardır, herhangi bir lokantada içki içemeyeceğini biliyordu. Dolayısıyla sadece sulu yemeğe koşullanmıştı. Ne yiyeyim, nerede yiyeyim derken, aklına Yalova’nın göbeğindeki Merkez İşkembecisi’nin pek lezzetli çorbası, paçası falan geldi.

“Haydi, sakatat takılayım” deyip dükkânın yolunu tuttu. Ama Yalova’nın Merkez İşkembecisi, “içkili” lokantaymış gibi kapalıydı. Arkadaşım şaşırdı.

“Neden kapalı?” diye sordu çevre esnafa.

“İçkiyi çağrıştırıyor ya, ondan abi...” dediler.

“Nasıl yani?” dedi arkadaşım: “Benim bildiğim burası zaten içki vermez?”

“Vermez de...” dediler, “bilirsin ya, kafayı çekenler gecenin bir saatinde işkembe çorbası içerler hani... Yani işkembe çorbası dedin mi, akla içki, içkici falan gelir, işte ondan kapalı!”

Sizin anlayacağınız, Ramazan’da alkol yasağını geçtik, alkolü çağrıştıran yasaklara dayandık, ey okur.

Böyle bir yasaklama özgürlüğünün, üniversite kapılarında “kadın başı yasağına” getirilecek özgürlükle nasıl bir demokrasi patlaması yapacağını, varın siz düşünün.

Kılık kıyafet serbestisi, sadece saçı başı paketli kızlarımızı değil, cüppeli, kara sakallı, poturlu erkek öğrencilerin de akademik ufkunu açacak. Eh, üniversiteyi bitiren kıl yasaklı kızlarla, tıraş yasaklı delikanlılar da avukat, hakim, doktor, mühendis, dizaynır vb. olunca ya da akademik kariyerde karar kılıp doçent, profesör kıvamına erişince “şeriatın emrettiği kılık kıyafet” buraya kadar demeyecekler, herhalde.

Mahkemeler kadı kılıklı yargıçların, hastaneler molla doktorların, postaneler takkeli softaların namaz saatlerine göre işleyecek, tabii. Emniyet amirlikleri yıllardır namaz molası veriyor, belediye gişeleri çoktan cinsel ayrıma tabi, aşama aşama diğer tüm kurumların dinin gereklerine göre düzenlenmesinden daha tabii ne olabilir ki?

Başbakan, Türkiye’de eveleyip gevelediğini Financial Times’e açıkladı: Yeni anayasanın birinci vazifesi, üniversitelerde baş örtüsü yasağını kaldırmakmış. Ey yüzde kırk yediler, duydunuz mu? İlk hedefiniz Akdeniz değil, Malezya’ymış, ileri! Arabistan’ı hedeflemenize gerek yok, onların hedefi burasıydı, zaten geliyorlar.

AKP’ye oy vermeyenlerin çığlıklarını, yukarıda olacakları uzun yıllardır gördükleri ve yaşadıklarıyla, deneysel anlamda bilen laiklerin direnişini, anlayabiliyorum. Onlar, yani bizler, tehlikenin farkındaydık. Tehlike olmaktan çıkıp saldırıya geçen zihniyetle sonuncumuz yenilene kadar mücadeleye, zaten kararlıyız.

Ama şu “laik değil, seküler olalım” diyen liberallerimizin, niye debelenmeye başladıklarını çözemedim. İstikrar istikrar diyorlardı, işte istedikleri oldu. İslami cumhuriyet uhdesine sadakatte AKP’den daha istikrarlı bir hükümet mümkün mü? Artık zevk almaya çalışsalar ya?

Saçlarını üfüre uçura AKP’ye giren 26 kadın milletvekilinden “kaçı” hükümete girebildi ve kaçı genel başkanın sözünden çıkabilirse, eh, üniversitelerde başlayacak tesettür baskısına karşı başı açık hemcinslerini korurlar herhalde!

Ya da üniversitelerden çıkacak sıkmabaşlar ve cüppeler ve poturlar ve takkelerin meclise girmelerini yasaklamak mümkün olamayacağından, kendileri de başlarını bağlar, milletvekili maaşlarını alıp, mecliste zikirmatik çekerek otururlar.

Sonra zikirmatik, ümmeti cumhuriyeye yayılır. Bir kararnameyle ithal vergisi indirilir. Bir bakan çocuğu zikirmatik ithalatıyla dolar milyarderi olur. AKP’nin seküler liberalleri susmazlarsa susturulup, “ya sabır” yerine zikirmatik çekmek zorunda kalırlar.

Zikirden fikire geçilebilirse, bir gün belki, “Yahu Atatürk, niye kılık kıyafetle uğraşmış, niçin kılık kıyafet için kanun bile çıkarmıştı? Yoksa bir bildiği mi vardı?” diye düşünebilirler belki.

Ama iş işten geçmiştir.

Ey AKP’nin yüzde bülbül kırk yemişleri, işte bu yüzden debelenmeyin diyorum; olan oldu, verdiniz vereceğinizi, artık zevk almaya çalışın, zevk!