Bush’un haksızlık hakkı
Vatan · 7 Ekim 2007
Eric Laurent, uluslararası finans ve petrole bağlı siyasal coğrafya konularında uzman bir Fransız gazeteci. “11 Eylül’ün Gizli Yüzü” kitabında kimsenin aklına gelmeyeni soruşturmuş ve dehşet verici bir gerçeği açıklamıştı:
11 Eylül terörist saldırılarından iki gün önce, tam olarak 9 ve 10 Eylül tarihlerinde, saldırılarda kullanılmak üzere kaçırılacak uçakların ait olduğu iki havacılık şirketinin hisseleri dünya borsalarında yoğun oranda satışa sunulmuş, değer kaybetmişti. Yani birileri, 11 Eylül’de neler olacağını biliyor gibi “batacak” hisseleri elden çıkarmıştı. Eric Laurent, kitabında bu borsa operasyonunun Deutsche Bank tarafından yapıldığını ileri sürüyor. Yetinmiyor, soğuk savaş döneminde CIA ile bağlantılı çalışan Deutsche Bank’ın şimdiki yöneticilerinin, eski üst düzey CIA mensupları olduklarını iddia ediyor...
Söz konusu kitap bugüne kadar kovuşturulmadı ve içeriği kimse tarafından yalanlanmadı.
Araştırmacı Eric Laurent’ın yeni kitabı da çok ilginç. “Bush, İran ve Bomba” başlıklı kitapta Laurent, George W. Bush yönetiminin 2002 yılında Irak’a saldırmakla İran’a saldırmak arasında tereddüt ettiğini, sonuçta Irak’ta karar kılınmasına karşın 2003 yılında Pentagon’a İran’a saldırı planı yapması için emir verildiğini ve bu planın 2005’te “onaylandığını” ileri sürüyor.
Fransız gazeteciye göre, George W. Bush, Dick Cheney ve Donald Rumsfeld tarafından geliştirilen “İran’a saldırı” stratejisi üç aşamalı: Görüşmeleri bıktırana kadar sürdürmek. Uluslararası kamuoyunu İran’ın taviz vermeyeceğine inandırmak. Ve saldırmak...
Kasım ayında Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu, BM Güvenlik Konseyi'ne İran raporunu sunacak. Konsey’in bu rapora dayanarak İran’a uygulanacak müeyyideler arasına bazı hedefleri vurma şıkkını koyması halinde, ABD’ye saldırı kapısı açılıyor. İkinci bir olasılık, İran’a önce İsrail’in saldırması ve Washington’un müdahaleye zorlanması. Eric Laurent, bu konuda ortamın elverişli olduğunu ve Irak işgalinde fikir ayrılığı gösteren ABD’nin siyasal yelpazesinde İran’a karşı ortak bir “kararlılık” görüldüğünü belirtiyor.
Öngördüğü senaryo, ABD’nin İran’ı havadan bombalamakla yetineceği yolunda. Pentagone, İran’ın yeraltı bunker’lerini yok etmek için gereken silahları da belirlemiş: En küçüğü Hiroşima’ya atılan atom bombasının 150 katı gücünde “taktik nükleer bombalar”dan oluşan bu mühimmatın, sivil halka zararı dokunmayacağına güven veriyormuş Amerikan raporları!
Başka bir deyişle,
21. Yüzyıl ilk nükleer savaşına hazırlanıyor...
Öte yandan, İran’ın da eli armut toplamayacak tabii. BM Güvenlik Konseyi’nin yeşil ışık yakacağı bir silahlı müdahaleye karşı “bölgedeki Amerikan çıkarlarını yok etmeye” yöneleceğini öngörüyor Eric Laurent.
Dünya petrol sevkiyatının yüzde 20’sinin yapıldığı Hürmüz Boğazı’nın ablukaya alınmasının varil fiyatını felaket boyutlara taşıyacağı da cabası.
Burnumuzun dibinde bir nükleer savaş olasılığı, petrol fiyatlarının tavan yapması vb. gibi muhtemel gelişmeler Ankara’dan nasıl bir ciddiyetle izleniyor, bilemem.
Ama kitabın Bush’un “ruhani” durumunu tahlil eden bir bölümü var ki, beni her çılgınlığı yapabileceğine inandırdı:
Bush, kendisini Truman’la özdeşleştirmiş. Kore Savaşı’nı çıkartarak 50 bin Amerikan askerinin canına mal olan Truman da başkanlığı sırasında yerden yere vurulmuş, hiç sevilmeyen bir kişilikmiş. Oysa şimdi, Kuzey Kore tehlikesini öngörmesi ve “containment” politikasını icadıyla hatırlanıyor ve övülüyormuş. Dolayısıyla Bush da tarihin kendisini haklı çıkaracağına inanıyormuş.
Tarih Bush’u haklı mı çıkarır, haksız mı, bilinmez. Ama bir adam, öldükten sonra haklı çıkacağına inandığı için, acaba kaç bin, kaç yüz bin, kaç milyon insan daha haksız yere ölecek, işte o belli değil.