Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Hangi milletin ne vekili ?

Vatan · 9 Ekim 2007

Tarihte ilk kez Fransa’da 1798 yılında sözlüklere giren « terör » kavramı, « kamuoyunu şiddet yoluyla manipülasyon » tanımıyla evrenselleşti. Ancak çağdaş yorumunda bu tanıma « belli bir iradeyi zorla kabul ettirmek için başvurulan her tür şiddet, » anlamı da eklendi.

Söz konusu ek anlam çok önemliydi, çünkü terörizmi yalnızca düzen bozucuya değil, düzen koyucuya da yayıyor, başka bir deyişle « şiddete karşı gelişen şiddet » de terör sayılıyordu.

Yurt içinde ve dışında Türkiye’ye yönelik Kürtçülük yapanlar, 1985-2000 yılları arasında terörün bu ek tanımına abandılar. Güney Doğu’da devletin PKK’ya karşı verdiği « düşük yoğunluklu » savaşı, bölgede ilan edilen olağanüstü hallerin yarattığı ışıkgeçirmezlikten de yararlanarak, uluslararası platformlarda « devlet terörü » olarak sundular ve AİHM’den Türkiye aleyhine çıkan kararları da « devlet terörü » iddialarına kanıt gösterdiler.

Bu on beş yıl boyunca, ister külahlı olsun ister silahlı, hiç bir Kürtçü, hiç bir ulusal ve uluslararası platformda PKK için « terör örgütü » demedi ! Hatta T.C.’ye bağlılık belirten « barış ve kardeşlik »ten yana kimi Kürt kökenli siyasiler, ortalıkta dillendirilmeyen sohbetlerde, terör örgütüne terör örgütü dememeyi, « Kürtlerin (o günler için) mahrum edildiği kültürel hakların gündeme gelmesini PKK’ya borçluyuz, » mantığıyla savunuyorlardı.

Oysa 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla başlayıp, AB adaylığının ciddileşmesiyle perçinlenen bir süreçte, en azından 2006 yılına kadar, Türkiye’de Kürtlere yönelik bir devlet şiddetinden söz ettirebilecek tüm parametreler, tek tek ortadan kalktı.

PKK ve kışkırttığı Kürtler, hem de çoluk çocuk giriştikleri şiddet eylemleri, yratmak istedikleri güvensizlik ortamıyla halen Türkiye’de terörün tek taraflı icra adresi. Üstelik, uluslararası platformlar da artık PKK’yı terör örgütü, yöntemini terörizm, eylemcilerini de terörist olarak nitelendiriyor.

Ama hiç bir Kürtçü, barış ve kardeşlikten dem vuran siyasi külahlılar da dahil olmak üzere, hala ve inatla, PKK’y terör örgütü, silahlılarına da terörist demiyorlar, diyemiyorlar !

*

Yukarıdaki satırları geçen yıl Nisan ayında yazmış ve « Manipüle Terör » başlığı altında yine bu sütunda yayınlamışım, aziz okurlar.

Yıl 2007.

Genel seçimlerde Kürtçülere bir « şıklık » yapıldı, parti olarak asla giremeyecekleri TBMM’ye, salt kendileri de demokrasi şemsiyesi altında yerlerini bulsunlar diye düşürülen bağımsız aday barajı sayesinde girdiler. Sonuçta, % 3.8 gibi tali bir oy oranıyla 22 milletvekilli bir siyasi parti oldular. Adına da Demokratik Toplum Partisi, dediler. T.C.’ne bağlılık ve millete hizmet yemini ettiler.

Şimdi, ne beklenir bu milletvekillerinden ? Kürtçü olduklarına göre, en azından temsil ettikleri bölgeye ve Kürtlere hizmet değil mi ?

Güneydoğu dediğimiz bu bölgede, yoksulluk ve işsizlik dizboyu, cehalet gırtlağa kadar. Demokratik Toplum adıyla, acaba bu partinin devletten, bütçede bölgeye yatırım için talep ettiği hangi proje var ? Nereye fabrika, nereye okul, hastane istiyorlar, belli mi ? Bu bölgenin tüm sorunlarının temelindeki feodal sisteme, aşiret ağalığına, aşırı nüfus artışına, küçücük çocukların dört yaşından öteye çalıştırılmasına ilişkin nasıl bir mücadele programı var DTP’nin ? Uyuşturucu ve silah kaçakçılığından geçinen, gırtlağına kadar yasadışılığa batmış, dolayısıyla PKK ile savaşı körükleyen, elbette dökülen kandan da sorumlu bazı çürük devletlilerin ve « köy korucu »larınının kurduğu tezgahı TBMM kürsüsünden haykırmak için ne bekliyorlar ?

22 milletvekilinden 8’i kadın DTP, halen TBMM’den en yüksek kadın vekil oranına sahip parti.

DTP’nin vekili olduğu bölgede, kadın milletinin adı varsa sanı yok. Kız çocukları okutulmuyor, davar gibi alınıp satılıyor, aşık olmaya hakkı yok, zorla evlendiriliyor, kaçmaya çalışan « töre » gereği öldürülüyor. Kaçmayanlar intihar ederek kurtuluyor, ancak. Dünyanın en yüksek intihar oranı bu bölgede ve kadınlar arasında.

Kendilerine « demokratik » diyen « toplum » partisinin, TBMM’ye girecek kadar eğitim almış ve özgürleşmiş, lafazan kadın milletvekilleri, acaba onlar kadar şansı olmayan Kürt hemcinslerinin makus kaderini değiştirmek için bugüne değin ne yaptılar, bundan böyle ne yapmayı düşünüyorlar ? Bırakın binlerce, iki kız çocuğunu daha okula gönderebilmek için çaba harcadılar mı?

Hangi kürsüde, hangi mitingde kadını ezen töreyi, çocukları sömüren aile yapısını, derebeylerini, aşiret reislerini eleştirmek cesaretini gösterdiler ?

Diyelim ki, onlar da o törelerin tutsağı, canlarından korktular, meydanlarda göstermeye yetmedi yürekleri, Kürtleri asıl ezen, asıl yoksul, geri ve cahil bırakan öz be öz Kürt aşiret düzenine.

Ama şimdi « dokunulmazlık »ları var. Bürünseler ya dokunulmazlık zırhlarına, TBMM kürsüsünden özgürce haykırmak için kadınların, kızların, çocukların töre talihini ! Önerseler ya bölgenin feodal yapısını değiştirecek olan bir reform paketi !