Hazır mıyız?
Vatan · 23 Ekim 2007
Türkiye, vicdan ile cüzdan arasında sıkıştı. Midesiyle yüreği arasında kararsız kaldığını da söyleyebiliriz.
Güneydoğu’da vatandaşlarla yapılan röportajları izliyorum, bölgenin sınıraşırı ticaretten yaşadığı vurgulanıyor, “Milli çıkar sınır ötesi operasyonsa yapılsın, ancak bölgenin ekonomik çıkarları da göz önüne alınsın,” deniyor. Bölgenin ekonomisi ne? Kuzey Irak’la ticaret.
Ne demek istiyorlar yani?
“Düşmana vurmak gerek tamam da, öldürmeyin, biz işimize bakalım.”
Yorum çok sert olduysa, şöyle yumuşatalım: “Kuzey Irak düşmanlık yapıyor ama, bizim de velinimetimiz! Düşmanı bitirirseniz, biz de biteriz!”
Düşünüyorum da, en iyi niyetimle daha “yumuşak” bir yorum bulamıyorum.
***
Üstelik, vicdan ile cüzdan arasındaki sıkışıklık sadece midesi Kuzey Irak’a resmi ya da kaçak hortumla bağlı Güneydoğu’da yaşanmıyor sadece.
Batıda da durum farklı değil. Gözler borsada, sınır ötesi bir operasyonun gölgesi büyürken “küçülen” kâr hadleri, tepetaklak yuvarlanan menkul değerler izleniyor.
Üstelik, uluslararası piyasaların durumu da hiç iç açıcı değil, dolayısıyla zarar ihtimal hesabı, ikiye katlanıyor.
Çünkü Güneydoğu’nun midesi nasıl “düşmanla ticaret”e bağlıysa mideden, Türkiye ekonomisi de İMKB aracılığıyla dış piyasalara bağımlı.
O dış piyasa ne dost ne düşman, zaten tek taraflı ticaret yapıyor Türkiye ile. İMKB’ye giriyor, alıyor, katlanınca satıyor, başka borsaya yatırıyor.
Düpedüz borç veriyor. Türkiye, aman para geldi diye seviniyor, kalsın diye dünyanın en yüksek faizini ödüyor, ama bazen faize rağmen tutamıyor, borçlandığı sıcak para birden kaçarsa tüm ekonomi çöküyor.
Adı üstünde, “sıcak para”nın en sevmediği şey “soğukluk.” Sınırötesi, operasyon moperasyon duydu mu üşüyüp kaçıyor.
Sıcak para kaçarsa ekonominin çökeceğini bilen halk da eli böğründe, hiç dahli olmayan, hatta benim gibi hiç anlamadığı borsa endekslerini izliyor, kaygılı.
Çünkü biliyor: Sıcak para kaçarsa ekonomi çöker, ama o yamyassı olur!
***
Öte yandan, 5 bin silahlıya madara oluyor 450 bin mevcutlu ordusuyla 75 milyonluk Türkiye. PKK, devasa bir başak tarlasına dalmış orak gibi biçiyor oğullarımızı.
Boşuna değil, sınır ötesi harekâtın “fatura”ya vurulması. “Pahalıya patlar” diyenler, “bedeli neyse öderiz,” diye diklenenler, faturayı şimdiden kesenler, koçanını sallaya sallaya gösterenler kullandıkları jargonda yanılmıyorlar, çünkü biliyorlar:
Türkiye’yi vicdanı ile cüzdanı arasında sıkıştıran onlar!
Evlatlarımızın kanıyla, rızkı arasında “kararsız” kalabilir miyiz?
Hayır.
Ama çarenin tükendiği yerdeyiz belki de. Çünkü sınır ötesi operasyon diye bir şey yok, kulağı delik herkes biliyor ki aylardan beri operasyon yapılıyor Kuzey Irak’ta. CIA’nın eğitip silahlandırdığı PKK’nın 5 bin katiline engel olunamıyor!
Olunabilir mi? Olunur.
Ama ucundan girerek el verip kol kesmek yetmez, yetmiyor. Düşmanı canevinden vurmak, Erbil’i başlarına yıkmak, başka bir deyişle PKK’yı besleyen Amerikan ceketli yılanı, Barzani aşiretini, Kuzey Irak’taki siyasal oluşum iradesini yok etmek gerekir. Bu da savaş demektir. ABD ve Kuzey Iraklı Kürtlerle savaş. Daha çok şehit verilecek, daha çok evladımızın kanı dökülecek ve hem ülkenin, hem bölgenin kaderini çizecek bir savaş.
***
Oysa ABD’nin karışması halinde güç dengelerinin Türkiye aleyhine döneceği böyle bir savaş, ancak her şeyi göze alınarak kazanılır. Yarım papuç, boş mide ve sayılı mermiyle kazanılan Kurtuluş Savaşı gibi, yoksulluğu, yoksunluğu ve ölümü göze alarak. Ekonomimizin ne kadar dengesiz, dışa ne kadar bağımlı olduğu düşünülecek ve akaryakıt başta, askerlerimiz bile önemli ölçüde Amerikan donanımlı olduğuna göre, dara düşmek kaçınılmaz...
Hazır mıyız böyle bir boy ölçüşmede, daha çok evladımızın canı yanısıra “varlığımızı Türk varlığına armağan” etmeye?
Başka çare var mı, yarın düşünmeye çalışacağız.