Türkiye vizyonsuzluktan batıyor
Vatan · 23 Ekim 2007
Hamasi nutuklar atıyorlar, sağlı sollu : Türkiye’yi bölmeye kimsenin gücü yetmezmiş, topraklarımızı kimse parçalayamazmış, cumhuriyetimizi yıkamazmış, mış da mış.
Yaşadıkları coğrafyayı gerçekten tanıyorlar mı ? Çevrelerine şöyle bir baksalar, nice büyük, üstün ve parlak, hem de daha uzun ömürlü devlete mezarı olduğunu görürlerdi bu toprakların. Yapılması gereken, « Gücü yetmez ! » diye kükreyip durmak yerine, kalkışanı tepelemektir.
Siyasal vizyon nedir ? Tarihi bilirsiniz, tarihin güncele sosyolojik yansımasını saptarsınız ve değiştirmek istediğiniz geleceğe ilişkin bir ideal belirler, gerekli manevralarla ilerler ve o ideali gerçekleştirmeye çalışırsınız.
Kimse vatan haini değil. Ama bazen vatana ihanet, vatanı severek ve hizmet ettiğini sanarak da yapılır.
Türkiye vizyonsuzluktan çöküyor.
AKP hükümeti, sıfır terörle teslim aldığı Güneydoğu’nun geri kalmışlığını ekonomik iyileştirmeyle çözmeyi hedefledi ki, bir ölçüde doğruydu ve aynı uzantıda Kuzey Irak’taki siyasi oluşumla restleşmektense Barzani’yle iyi « geçinmeyi » tercih etti. İşte bu seçim, kendi tahlilinin sonucu bir ideale ulaşmak kararı değil, Turgut Özal’ın vizyonunu izlemekten ibaretti.
Unutmayalım ki Barzani ve Talabani’ye 1992 yılında kırmızı T.C. pasaportu Turgut Özal’ın emriyle verilmiş, dış dünyayla temasları Türkiye tarafından sağlanmış, kendilerini batılı liderlerle görüşmeye, yani Batıya dertlerini anlatmaya ve « yardıma » iknaya taşıyan uçaklar Türk hava sahasından geçirilmişti.
Özal, Türkiye’yi bir tür « sivil » Enver Paşa gibi düşlüyordu : SSCB boyunduruğundan kurtulan Türki cumhuriyetlere rehberliğe, Orta Doğu’da hamiliğe soyunmuştuk, biz onların abisi olacaktık, bizim abi ABD de böylece oraların « Big Brother »lığını Türkiye aracılığıyla yapacaktı.
Doğrudur, yanlıştır, ama Turgut Özal’ın bir vizyonu vardı : PKK’yı, sadece sınırlarımız içinde değil, Kuzey Irak’taki Kürtleri de Türkiye’ye müttefik kılarak pasifize etmek. Oysa bu vizyonu benimserken yaptığı tahlilde çok büyük bir eksik vardı : Marksist Leninist PKK, yalnız Kürt bağımsızlığının sembolü değildi. Türk devletine olduğu kadar, belki de daha fazla bizzat Kürt aşiret sistemine, din iman ve törelere karşı bir ayaklanmaydı. Sistemin ezdiği kadınların, kızların eline silahtan başka tinsel ve cinsel özgürlük veriyor, siz erkeklere eşitsiniz, diyordu ve yine öyle diyor.
İşte bu kapsamda Türkiye, tüm cumhuriyet tarihi boyunca ve Turgut Özal döneminde hep yanlış yaptı ve kolayı tercih etti : Bölgenin çağdışılığının, geri kalmışlığının asıl kaynağı, baskıcı kültürle mücadele etmektense, aşiretleri yanına alıp o baskıyı PKK’ya karşı silahlandırıp kullandı. Bugün aynı kolaya, DTP milletvekilleri de kaçıyor ve kendi aşiret sistemiyle demokratik mücadeleye girmektense, o sisteme karşı başkaldıran PKK’nın sırtını sıvazlıyorlar.
Turgut Özal’ın vizyonu, bu hatanın dışında, 11 Eylül’le birlikte kadük oldu. Türki cumhuriyetler bizim rehberliğimiz olmadan ABD’nin yolunu bulabildiği gibi, ABD de zaten Orta Doğu’ya bizzat girdi.
Hal böyleyken, AKP’nin Turgut Özal’ın naif « Hep beraber ticaret yapalım, zengin olalım, barışalım » vizyonunu sürdürmesi, « alt kimlik, üst kimlik » falan tavizleri tabii ki gerek Güneydoğu’da, gerekse Kuzey Irak’ta çoşkuyla karşılandı, birinciler DTP’den çok AKP’ye oy verirken, ikinciler « Aman AKP kazansın, » diye propaganda yaptılar.
İyi güzel de, zaten ABD gibi bir hami edinen Kuzey Irak, Türkiye eliyle ihya oldum diye mi tepesine binecekti PKK’nın ?
Barzani’yi, Talabani’yi kadük olmuş bir Turgut Özal vizyonuyla kucaklayan AKP, Kuzey Irak’a yatırım yaparken saf saf, « PKK’nın bindiği dalları kesiyorum, » diye mi düşündü acaba ?
Eğer böyleyse, saflıktan öte bir cehaletle karşı karşıyayız : ABD’nin tıpkı bir zamanlar Taliban’ı SSCB’ye karşı kullandıkları gibi PKK’yı İran’a karşı « savaştırdıklarını » bilmiyorlar mı ?
ABD (ve İsrail), görünüşte İran’a karşı besleyip güçlendiriyorlar PKK’yı. Zaten terör örgütündeki Amerikan silahları Türkleri vurdukça, Ankara’ya gizlice : « Vallahi biz bunları PKK’ya değil, PJAK’a İran’a karşı kullansınlar diye vermiştik, siz bekleyin, biz konuşalım, sizi vurmasınlar, » diyorlar. Oysa PJAK, PKK’nın Farsçası.
PKK’ya silah dağıtacaklar, eğitecekler, istihbarat verecekler İran’ın üzerine salacaklar ve PKK, aynı lojistiği Türkiye’ye saldırmak için kullanmayacak ha ? Haydi AKP’nin « ticaret yapalım, zengin olalım, barışalım »cılarının kafası basmaz. ABD bilmez mi, verdiği silahın İran kadar Türkiye’ye karşı kullanılacağını ?
Demek ki yeni Taliban’ı PKK ve İran kadar Türkiye’yi de parçalamak istiyor ABD.
İşte bu yüzdendir ki Kuzey Irak’a girmeden önce, Türkiye’den Kuzey Irak’a giden bütün Amerikan yolları kesilmeli, sınır kapatılmalı, elektrik, su ne veriliyorsa kesilmeli, her tür ticaret derhal durmalı ve Kuzey Irak’ta kurulan « korsan » devlet Kürdistan, Güneydoğu’dan kuş uçurtulmayan bir ablukaya alınmalıdır.
Eğer bugün, 2,5 milyar dolarlık bir « ticaret » hacmini feda ederek yenimizi (kaftan kolu) kesmezsek, yarın kolumuzu kesecekler, farkında mısınız ?
Çünkü bugün Irak’ı işgal edip İran’a saldırmaya hazırlanan ABD, yarın Ermenistan’ı Kuzey Irak gibi himayesine alacak, orada da ASALA’yı kullanacak, PKK’yı kullandığı gibi.
Ermeni yasası, istim üstünde. Nereye gittiğimizi görmüyor musunuz ?
Göremezsiniz doğru. Çünkü tarih bilmiyorsunuz, sosyoloji bilmiyorsunuz, vizyonunuz yok.
Vizyonsuzluktan hem batılır, hem batırılır.
-----------------------------------