Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Hani sağduyu vardı…

Vatan · 26 Ekim 2007

Medya ne demek?

Gazeteler, televizyonlar, radyolar, demek. RTÜK, televizyonların ve radyoların terörle ilgili yayınlarını sansürleyerek, medyayı iki bacağından kesti. Yazılı basına, esamesi okunmadığı için midir, yoksa “yazsa ne yazar, okusa kaç kişi okur,” diye düşünüldüğü için mi bilemeyeceğim, ilişmedi.

Beklerdim ki medya, iki bacağı sorgusuz sualsiz kesilirken hiç olmazsa bağırsın. Kesilmeyen yazılı basın, kesilen radyo ve televizyonlardan daha çok bağırdı. Sansürlenenler, RTÜK’e “emrin olur” deyip gıklarını çıkarmadı.

Kanaltürk hariç.

Kanaltürk, RTÜK’ün sansürüne Danıştay nezdinde itiraz etti ve dün, T. C. Danıştay On üçüncü Daire, “Türk Milleti Adına” RTÜK’ün kararını durdurdu.

***

Bu yazıyı yazarken, ülkede hâlâ hukukun üstünlüğüne inananlar ve bu inancı boşa çıkarmayan yargıçlar tarafından sansürden kurtarılan televizyonları iziyorum: Kendilerini tekrar yayın özgürlüğüne kavuşturan durdurma kararını, şöyle veriyorlar: “Danıştay, yapılan itiraz sonucunda RTÜK’ün yayın yasağını durdurdu...”

İtiraz sanki gökten zembille düşmüş, Danıştay’a kim başvurmuş, özenle es geçiliyor, Kanaltürk’ün adı anılmıyor.

Neden?

Çünkü koca koca televizyonlar, büyük büyük olanakları, milyar milyar maaşlı elemanları, RTÜK’ün yasağını Danıştay’a taşımamış, koca koca hukuk büroları, birbirinden ünlü avukatlarına karşın, “basın yayın ve ifade özgürlüğü”nü savunmamış.

Onlar, RTÜK’ün kararına sen, ben, bizim oğlan tadında oturdukları yerden verip veriştirirken, ne hükümet nezdinde onlar kadar etkili, ne de olanaklarının onda birine sahip Kanaltürk, yargıya başvurmuş.

Utanıyorlardır herhalde. Umarım, utanıyorlardır.

***

Bir ülkede, “ifade özgürlüğü”nün simgesi medya o özgürlüğü savunmuyor ve bırakın sansürü delmeye cesaret, sansüre karşı hukuksal mücadeleye bile girişmiyorsa, ne için vardır, ne işe yarar, yanıtını bilmiyorum.

İfade özgürlüğü, ekranlarda mahalle karılarını birbirlerine sataştırmak mıdır?

Düşünüyorum da, birbirinden düzeyli eğlence programları sansürlense böyle tepkisiz kalır mıydı acaba anlı şanlı televizyonlarımız?

Ama zaten RTÜK de eğlence programlarındaki küfürlü, argolu, edepsiz pespayelikte “toplumsal psikolojiyi olumsuz etkileyen” bir faktör görmüyor. Mutasyona uğramış insan müsveddelerinin yakası açılmadık “sürtük” sohbetlerinde, “çocukların ruh sağlığına” yönelik bir tehdit algılamıyor.

Böyle RTÜK’e böyle televizyonculuk radyoculuk ya da tersi yaraşır elbet.

Haydi, diyelim ki uluslararası deyimiyle “genel kanal” denilen televizyonların varoluş nedeni, zaten reklam haberciliği. Ama bir de adı üstünde, “haber” kanalları var. Onlar niçin boyun eğdi sansüre? Niçin harekete geçmediler, savunmadılar basın özgürlüğünü?

Oysa RTÜK’ün terörist saldırılara ilişkin yayın yasağı, ne anlama geliyordu, düşünen var mı?

***

Medyayı, “sorumlu yayıncılığa” davet etmek başkadır, yayın yasağı koymak başka. Yayın yasağı, sansür, dikta rejimlerinde olur.

İktidara gelirken “çoğunluğa” dayanacak ve demokrasiyi “halk ne isterse odur”, diye tanımlayacaksın, sonra PKK’ya karşı çoğunluktan korkup, halkın tepkisini sansürleyeceksin.

Ortada savaş yok, olağanüstü hal bile ilan edilmemiş, ama “şehit haberleri” yassah! Ne biçim demokrasi bu? Arkana aldığın çoğunluktan mı korkuyorsun, seni iktidara taşıyan halktan mı, diye sormazlar mı ?

Danıştay’ın kararı açıkça gösterdi ki, AKP hükümetinin RTÜK’e başvurusuyla konulan haber yasağı, bizzat RTÜK yasasının 25. maddesindeki “yayınların önceden denetlenemeyeceği ve durdurulamayacağı” kuralına aykırı. Bir RTÜK düşünün ki, kendi varlığının temeli olan kanunu doğru okuyup uymaktan aciz. Bir hükümet düşünün ki, kendisini iktidara getiren halkın tepkisinden çekiniyor.

Bu halk AKP’yi seçerken olgunsa, birbirine düşmeyecek kadar olgundur. Medya, sansürlenmeden sorumlu davranamıyorsa, o zaman AKP iktidarına alkış tutarken de sorumsuzdur!

Ne o, sizi seçenlerin “sağduyu” suna güvenmiyor musunuz yoksa?