Ne mutlu Türk kadınıyım diyene
Vatan · 29 Ekim 2007
34 yıl aradan sonra TBMM kürsüsüne ilk kez bir kadın milletvekili çıktı ve 15 Ekim 2007’deki kurulu yönetti. CHP İzmir milletvekili Güldal Mumcu, tabii ki hakiki, öz ve Toptan “başkan” değildi. 550 milletvekilinden sadece 46’sı kadınken “sayıları ikiye katlandı” diye sevindiğimiz bir mecliste, MHP’li Milletvekili Meral Akşener’le birlikte iki “Başkanvekili”nden biri seçilmesi bile yeterince önemliydi.
Muhalefet partileri, TBMM’deki iki önemli mevkiye kadın vekillerini önererek Türk kadınına güven ve saygı gösterdiler.
En çok kadın milletvekili çıkaran AKP ise, hükümete tek kadın bakan, o da kadınlara çocuklara baksın diye numunelik alırken, tabii ki TBMM’ye kadın başkan önerecek değildi. AKP’nin kadın milletvekilleri, mostralık seçildiler, vitrinde bile kalamadılar, mecliste depoya çekildiler, oy gerektikçe “Burdayız!” diye el kaldırıyorlar. Zaten hiçbir önemli devlet kurumunun başına da “hanım” atamak akıllarına bile gelmedi. Gelmez de.
***
Anayasa Mahkemesi de kırk bir kere maşallah, öyle bağımsızmış ki meğerse hükümetin “temayül”ünden, dört dörtlük hukukçu Tülay Tuğcu’dan boşalan başkanlık koltuğuna, erkek olsun da isterse iktisatçı olsun diye Haşim Kılıç’ı seçti. Böylece dünyada ilk kez ve bir tek Türkiye’de en üst yargının başına, hukuk öğrenimi görmemiş biri geçirildi.
Aslında iktisatçı Cumhurbaşkanı ve tüccar Başbakan’ın yanına Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, sadece almadığı hukuk eğitimiyle değil, bıyıklarıyla da çok yakıştı.
Neyse, konumuz bu değil.
Arkadaşım Güldal Mumcu’nun TBMM oturumunu yönetmek için kürsüye çıkışı benim için çok önemliydi. Türkiye için de önemliydi, dolayısıyla medyanın da Güldal’ın anlamlı açılış konuşmasına önem vereceğini sandım. Ertesi gün bir de baktım ki, görselinden yazılısına tüm medya, TBMM’de 34 yıl sonra kürsüye çıkabilen ilk kadın Başkanvekili’ni “Mumcu şıklığı” diye övüyor, inci kolyesinden söz ediyor, Meral Akşener’le birlikte giydikleri tayyör modelini, dikimine varıncaya kadar anlatıyor, nerede güldü, nerede “Peki canım,” dedi yetiştiriyor, ama açılış konuşmasını birkaç cümleyle geçiştiriyor.
***
Oysa o konuşmada kadın hakları savunuldu, kadın-erkek eşitliği vurgulandı:
“TBMM’nin onurlu tarihinde Türk kadınının medeni ve siyasi haklarına kavuşturulması önemli bir yer işgal eder. Öyle ki, Atatürk Türkiye’sinin aydınlığından en çok yararlananlar kadınlar olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu konuşmasında şöyle diyordu: ‘Bir toplum, bir millet erkek ve kadın iki cins insandan meydana gelmiştir. Kabil midir ki bir kitlenin bir parçasını ilerletelim, diğerini ihmal edelim de kitlenin tümü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki toplumun yarısı topraklara zincir ile bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, ileri adımlar, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmalıdır. Böyle olursa inkılâp başarılı olur. Memnuniyetle görüyoruz ki bugünkü tutumumuz gerçek icaba yaklaşmaktadır. Herhalde daha
cesur olmak lüzumu açıktır.’
Sayın Milletvekilleri, TBMM’nin kadını toplumun eşit ve özgür bireyi yapan Atatürk devrimlerini yaşatacağına, kadını tekrar ikinci sınıf vatandaşlığa mahkûm etmek isteyenlere asla izin vermeyeceğine ve kadını eşit haklar ve fırsatlar açısından daha da ilerleteceğine inanıyorum,” diyor ve terörü tanımlarken şunları söylüyordu: “Terörün arkasındaki çıkar çevreleri, bu düşmanlıktan hem siyasi, hem ekonomik kazanç sağlar. Kan üstünden rant sağlayan terörün, ulusları savaşa sürüklemesine hep birlikte karşı çıkmalıyız.”
Bu konuşmadan bir hafta sonra oldu Dağlıca katliamı. Barzani’nin Türkiye’deki şirketleri ve Türk ortakları henüz ortaya çıkmamıştı... PKK’yı besleyen sigara kaçakçılığı, PKK’nın beslediği köy korucuları ve eylem başına 150 euro’luk “terör primi” de açıklanmamıştı...
Cumhuriyet Bayramı, cumhuriyeti satmayan tüm Türklere kutlu olsun.
Ne mutlu özgürüm, doğruyum ve eşitim diyen Türk kadınına!