Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Mostradan madaraya

Vatan · 5 Kasım 2007

Hani karşınızda biri limon yer, sizin damağınız kamaşır. Limon neyse de, bozulmuş et yer, ot yer, b.k yer, siz dokunmazsınız, görüntüsü yeter, öğüresiniz gelir, yiyen bana mısın demez de sizin mideniz kaldırmaz...

Pistir yanınızdan geçen kişi, kokar, kendisi rahatsız olmaz, siz burnunuzu tıkarsınız. Geğirir adamın biri, hasbelkader oturduğunuz masada, burnunu karıştırır bir başkası, siz utanırsınız hani...

İşte ağzımda öyle bir kekremsi tat, midem bulanıyor bugün. Oysa ben hiçbir şey yemedim. İçim dışım tertemiz, vicdanım rahat. Ama karşımda, hatta hepimizin gözü önünde yenilen haltın görüntüsü içimi kaldırıyor, sineye çekemiyorum. İhanetin buruk tadı bile değil bu. Madaralığın, çürük yumurtadan beter kokusu.

Rezilliğin, alçaklığın karşısındaki aczin dayanılmaz utancı.

Tükürülen suratlarını yağmur yağdı deyip sıvazlayarak sırıtan acizlerle birlikte aşağılanmış, küçümsenmiş olmak duygusu.

Yalanın, sahtekârlığın çukuruna onlarla birlikte düşmek korkusu.

Kusmak geliyor içimden, kusabilsem, rahatlayacağım sanıyorum.

Yanıldığımı biliyorum, ne yapsam rahatlayamam, çünkü ben yemedim, siz yemediniz, başkaları yedi ve ne yazık ki, yemeyenleri bozar bu halt. Milletçe madara olduk.

Devletimizle alay ediliyor, biz utanıyoruz.

Türkiye rezil ediliyor, biz rüsva oluyoruz.

Büyüklerimiz küçülüyor, biz aşağılanıyoruz.

Daha doğrusu öyle hissediyoruz. Oysa bizler, büyük denilenlerin küçük, dolayısıyla küçümsenmeye açık olduklarını biliyor, bu bilgiye rağmen başımızı dik tutuyorduk. Neden üstümüze alınıyoruz?

Neden, hâlâ Türkiye’yi bizim sanıyoruz?

Türkiye onların da Türkiye’si. Hatta daha çok onların, artık.

Onlar utanmıyorsa bize ne oluyor, bizim kursağımızdan halt geçmedi ki...

Ama işte, olmuyor, anlatamıyoruz yüreğimize, kabullenemiyoruz gözlerimizin önünde insanların alçalmasını, bir ülkenin rezil edilmesini.

Düşünüyorum. Ne zaman başladı bu çürüme; ne, ne zaman, nereye değdi de çürüdü koca ülke?

Onur, ne zaman kaybedildi, çünkü anılmaz oldu, unutuldu.

Hayasızlığa ne zaman alıştık?

Sadaka verildiği için mi dilenmeye alıştırıldı bir çoğunluk, yoksa dilencilik eğilimi mi sadakaya alıştırdı hepsini?

Peşkeş rantı mı alıştırdı birilerini, kan parası veriyor diye düşmanla ticaret yapmaya, yoksa can mı paradan daha ucuz da bu ülkede, düşmanla işbirliğinden vazgeçilmiyor? Ve şimdi, “Allah versin!” denilen Türkiye, şehitlerinin kanına karşı ne aldın sorusuna, “Sırtım sıvazlandı!” diyebilecek mi, yine?

Mostradan madaraya daha ne kadar yolumuz var?