Tersine tırıs
Vatan · 7 Kasım 2007
Türkiye topraklarında ilk ormancılık eğitimi, Osmanlı döneminde 1857 yılında kurulan Orman Okulu ile başladı. 1937’de Orman Genel Müdürlüğü doğdu. Cumhuriyet hükümetlerinde ormanlarla ilgili bir bakanlık her zaman vardı. Derken, 2003 yılında bir Çevre ve Orman Bakanlığı kuruldu.
“Çevre” sözüne bakarak, sanırsınız ki dünyada 1970’li yıllardan öteye başlayan ve yeşiller sayesinde yayılan çevrecilik bilinci, otuz yıl arayla olsa da nihayet Türkiye’ye ulaşmış (ya da bulaşmış)...
Yurdumun insanı, artık “çevre”den sadece oyalı yemeni değil, yaşam kalitemizi belirleyen doğal ortamı da anlarmış...
Çevre ile ormanı aynı logoda birleştiren bir bakanlık da, işini yapar, yani çevreyi kurtaramasa bile daha beter olmaktan korur, ormanları artıramasa bile artık eksilmemesini gözetirmiş...
Ne gezer?
Bakanlık kurulmuş 2003’te, içinde bulunduğumuz güne kadar yangınlarda heba olan orman alanı, 15 bin hektardan fazla. Türkiye’nin orman oranı onda bir küçülmüş!
***
Diyelim ki, Çevre ve Orman Bakanlığı yangınlara ne dur diyebiliyor, ne çıkmasını önleyebiliyor. Ormanlar yanıyor, bakanlık acz ve çaresizlik içinde bakıyor olabilir.
Ama Antalya’nın Belek ormanlarında otuz yılda büyütülen yüz binlerce fıstık ağacını kestiren kim?
Belek ormanlarında golf sahası açılması için orman katliamına izin veren Turizm Bakanlığı ise, Çevre ve Orman Bakanlığı kurmak niye? Otuz yılda yetişen yüz binlerce fıstık çamı, çevre ve ormandan sayılmıyorsa, çevre ve orman ne demek?
Ya Kaz Dağları? Kaz Dağları’nı Belek ormanlarının kelekliğine dönüştürecek otel ihaleleri, delik deşik edecek, sularını, toprağını zehirleyecek maden arama ruhsatları, 2003’te kurulan Çevre ve Orman Bakanlığı’nın “müdahale” sahasına girmiyor mu?
Bu hükümet, bu bakanlık, çevreden ne anlıyor, ormandan ne?
Uzağa gitmeye gerek yok, Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği’nin dönüştüğü “mangalcı mesire çiftliğine” bakın, zihniyeti görürsünüz.
Belek ormanlarında yüz binlerce fıstık çamı barındıran koca bir orman, üç sopalık dört deliğe bir top sallayacak da kasalar dolacak diye adını dizdiğim “golf” sahasına feda ediliyorsa...
Altın çıkaracağız diye Kaz Dağları’nın ırzına geçilecekse ve ormanları, çöle alışkın El Maktum’un başında paralanası otel iştahasına tercihle katledilecekse, bu Çevre ve Orman Bakanlığı ne işe yarar?
Ve bu Bakanlığın Bakanı Veysel Eroğlu, bulunduğu hükümette Belek ormanlarını ve Kaz Dağlarını tarümar etmek için alınan kararlara karşı makamını siper edemiyorsa, başka bakanlıkların kendi koruması altındaki çevre katliamını önleyemiyorsa, görevi nedir, ne yapar ?
***
Ne yaptığını dün gazetelerde okuduk.
Kadir Topbaş’ın kendi deyişiyle “biraz mimar”lığında Cizre ile Dubai kırması “abudabik” bir şeye dönüşen İstanbul’da, su toplantısı yapmış!
Bakan Veysel Eroğlu’nun: “Bundan sonra kaçak yapı, turizm alanlarına sanayinin yerleşmesi, yeşil alanların yapılaşmaya açılması gibi durumlar söz konusu olmayacak!” dediği İstanbul’da, yanıbaşında oturan baş top belediyesi, park ve bahçeleri yapılaşmaya açtığı gibi, yeşil alan olsun diye HİBE EDİLEN araziye bile kaşla göz arası ticaret merkezi inşaatı izni verdi, mahkemelerin iptal kararlarına da uymuyor! Zaten aynı baş top merci, çevreden lalelendirmeyi, peyzaj mimarisinden de “plastik Çin lalelendirmesi”ni anlıyor.
Bakan Veysel Eroğlu, yine su toplantısında, “Biz ağaçları yok edemeyiz...” de diyor. Oysa Belek’te fıstık çamı ormanı kendi döneminde yok edilmiş, Kaz Dağları kazılıyor, biçiliyor harıl harıl...
Ne anlamak gerek bütün bunlardan?
Çok basit: Tersini !
Neyi yapacağız derlerse yapmayacak, neyi yapmayacağız derlerse yapmak için varlar.
AKP hükümeti Türkiye’yi dört nala ilerletiyor ya, tersine tırıs gidiyoruz.