Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2007

Kral var, kralcık var...

Vatan · 12 Kasım 2007

İspanya’nın Güney Amerika’yı fethi ile Osmanlı’nın Orta Doğu’yu fethi arasında kademeli olarak bir yüzyıl fark vardır ve Osmanlı fethi daha öncedir. Oysa her iki ülkenin de bu sömürgelerini kaybetmeleri aynı yüzyıla rastlar.

İspanya, Güney Amerika’daki sömürgelerini muazzam katliamlar, inanılmaz bir zulümle gerçekleştirdiği halde, bugün bu ülkelerin hâlâ manevi “efendisi” sayılır, çünkü yaptığı baskı hiç olmazsa bir işe yaramış, sömürgelerine kendi dinini kabul ettirmiş, kendi dilini konuşturmuş, dolayısıyla eski sömürgelerinin de kültür meşalesini AB üyesi İspanya taşımaktadır!

Sadece kültür mü? Uluslararası politika ve ticarette de Güney Amerika ile İspanya arasında sıkı bir işbirliği vardır. BM’de İspanya, bütün Hispanik ülkelerin “lideri”dir. ABD, Küba şekerine küresel ambargo koyduğunda, Küba şekerini almaya devamla ambargoyu delen tek ülke, üstelik Amerikan yanlısı diktatör Franko’nun emriyle, İspanya’dır!

Bu durumda, sayın seyirciler, eski sömürgelerinin hâlâ “efendi”si İspanya Kralı’nın İber-Amerikan zirvesinde saçmalayan eski evlatlığı Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’i, aslında “Neden susmuyorsun?” sorusuyla çevrilmesi gereken “Por que no te callas?” diye azarlaması, şaşırtıcı mıdır gerçekten?

Osmanlı ise, ne yapsa İspanya kadar olamayacağı gaddarlıkla bugün Orta Doğu denilen Arabistan Yarımadası’nı sadece sömürmüş, kendisi fetih yöresinin dinini kabul ettiğinden din empoze etmemiş, hatta Mekke ve Medine’yi aldıktan sonra Sünniliğe ağırlık verip Türkmen Aleviliğine zulmetmiş, üstüne üstlük kendi dilini reddederek sömürdüğü halkların dilini birbirine katmış, Osmanlıca dediğimiz Türkçe, Arapça, Farsça çorbasını üretmiştir.

Oysa Türkler, Orta Doğu’daki eski sömürgelerindeki halklar nezdinde, Güney Amerika’da tarihin “bilinen” ilk soykırımını yapan, olağanüstü uygarlıkları talan ve tahriple, bazı halkları son temsilcisine kadar kırıp geçiren İspanya’nın sahip olduğu sempatinin onda birine sahip değildir.

Tam tersine, pek sevilmemekteyizdir.

Bu gerçeğe ve her şeye rağmen Türkiye, 1950’de başlayıp AKP iktidarıyla taçlanan (yoksa türbanlanan mı demeliydim?) bir süreç sonunda bugün, Türk kültüründen çok, eski sömürgemiz Arabistan kültürünün meşalesini taşımaktadır.

Bu durumda, sayın seyirciler, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Suudi Arabistan’ın (sözde) Kralı Abdullah bin bilmem nenin ayağına gidip hürmet sunmaları, şaşırtıcı mıdır, gerçekten?

Juan Carlos kim? 1283 yılından beri “Bourbon” soyundan, baba tarafı dosdoğru Fransa Kralı XIV. Louis’den inen, ana tarafı İngiltere Kraliçesi I. Victoria’nın torunu Eugénie De Battenberg’e dayanarak Almanlara da akraba olan Avrupa’nın, halen en yüksek soylu Kralı. Ne yaptırmıyor? Eski Başbakanı Aznar’a “faşist” dedirtmiyor, eski sömürgesinin devlet başkanına.

Abdullah bin vb. kim? Kral unvanı kendisinden menkul, İngilizlerin el yordamıyla, dünyanın en gerici, kadın düşmanı, ayrımcı, ırkçı, faşist ülkesi Suudi Arabistan’ın başına 1932’de kondurulmuş bir şeyh ailesinin, ABD’nin emrindeki sonuncu Emir’i. Ne yapıyor? İkinci gelişinde Anıtkabir’e gitmeyerek, bir 10 Kasım’da bayrağını yarıya indirmeyerek Atatürk’e nefretini ve Türkiye Cumhuriyeti’ne kinini belli ediyor. Neden? Hilafet yıkıldığı için.

Bildiğiniz gibi gemi vardı, gemicik vardı. Gördüğünüz gibi kral var, kralcık var. Devlet varsa, devletçik de varmış. Eh, sömürgesinin kültürüne teslim olan eski fatihlerin torunları da, devletçiği böyle temsil, adamcık teslimiyetini de böyle ifade eder herhalde. Aynı yükseklikte oturduklarına hamdedelim. Dizinin dibinde, yere de çökebilirlerdi.

Ne görüştüklerine gelince, “Hilafeti siz kullanmıyorsanız, biz alalım!” tadında “Mukaddes emanetlerin” henüz iade değilse, seyahatini konuştuklarına kalıbımı basarım.

Atatürk, bu topraklarda bir mucize, Türkiye Cumhuriyeti devleti, hiç açılmaması gereken bir parantezdi, diyorum ya size...

İmparatorlukken bile kendi kültürünü sömürgesine empoze etmeyip, sömürgesinin kültürünü ve dilini benimseyen bir devletten, hele yıkıldıktan sonra, araya giren kısacık mucize, onur parantezi de kapanınca, eski sömürgesine biattan başka ne beklenir?