Hani bunun först leydisi ?
Vatan · 13 Kasım 2007
Suudi Arabistan Emiri Abdullah bin küsur, tüm yolculuklarında altın tahtını da beraberinde gezdirdiğine göre, haksızlık yapmayalım, hiç olmazsa « Nahiyesinin Kralı » sayılır.
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, Suudi Arabistan Emiri ve nahiyesini Türkiye’ye ancak taşıyabilen 9 adet Boeing’den 400 kellelik bir erkek filosu indi, altın taht dahil hurmasıydı, şerbetiydi, berberiydi, saçıydı, boyasıydı herşey çıktı, ama ben taze süt için canlı inek de bekliyordum, o çıkmadı.
Allah, Allah, Abdullah bin küsur süt mü sevmiyor acaba, yoksa…Yoksa dişi olduğu için mi 9 uçaktan hiç olmazsa birine alınmamıştı, nahiyesinin kralına taptaze, günlük sağılmış süt verecek bir inek ?
Doğrusu süt sevmezliğine ihtimal veremedim. İnek olmasa bile, deve sütü içer gibi geldi. Ama devenin de erkeği süt vermez, dolayısıyla « dişi » olduklarından bindirilmemişti 9 uçağa ne süt ineği, ne de devesi.
İşte tam bu noktada aklıma geldi, size de soruyorum, sayın seyirciler :
Suudi Arabistan Emiri Abdullah bin küsurun « först leydi»si kimdir ?
Kendinden menkul kralcık ve prensler dolup taşan Riyad Sarayı’nın sözde bile olsa kraliçesi, prensesi var mıdır ?
Bu emirler, bu binler, bu El’li Bin’li hanedan, bu uçaklar dolusu erkek kafilesi kendi kendilerine mi ürüyorlar yoksa ?
Merak ettim, bildiğim üç dilde araştırma yaptım internette, sonuç dehşet verici, sayın seyirciler : Evet, galiba kendi aralarında ürüyorlar.
Bırakın bir « först leydi », bir eş adını, bunların anaları bile bilinmiyor, sanki hepsi babalarından doğmuş, bir anne adı yok Riyad Sarayı’nı dolduran Emirlerin, emirciklerin.
Nahiyesinin Kralı’nın soy ağacını ararken, bir kadın varlığına, ancak 2004 yılında yerini aldığı merhum babası Fahd’ın kendi babasının « yedinci karısından ilk oğlu » olduğu bilgisine ulaşabildim.
Türkiye’yi « şereflendiren » Abdullah bin küsurun, pederi Fahd’ın kaçıncı karısından olduğunu bile ortaya çıkaramadım.
Ve düşündüm : Bizim cumhuriyyenin « först leydisi », reisi Abdullah bey adaşı Abdullah bin küsura Türkiye Cumhuriyeti Devlet Şeref Madalyasını Çankaya Köşkü’nde elceğiziyle takarken, Hayrünisa hanım merasime dahil miydi? Bırakın elini sıkmayı Suudi yobazın, şereflendirildiği salona girebildi mi, acaba ?
Ne gezer ? Anasının adı, eşinin adı olmayan kralcık küsuratı, türbanlı kadınların kocaları tarafından « erkek erkeğe » madalyalandı.
Atatürk’ün çağ atlattığı, inkılapların tacını taşıyan, çünkü eşitlik kazanan Türk kadınının devlet nişanı, harem gardiyanı, kadın cellatı, özgürlük, eşitlik, demokrasi düşmanı, saçı sakalı boyalı bir yobazın göğsüne takıldı ha ?
O yeldirmenin üstüne, sünnet altını takılır ancak !
Dişine götürüp ısırdı mı bari, altın mıdır, diye ?
Suudi Emiri elbette Atatürk’ten nefret eder, çünkü Atatürk Türk kadınına, bu sütunda onun hangi nahiyenin kralı olduğunu haykırmak hakkını vermiştir !
Ve düğün takılarıyla zengin olanlar, Devlet Şeref Madalyası’nı elbette sünnet takısı sanırlar. Ama Türkiye Cumhuriyeti ve başta kadın hakları, Atatürk inkılaplarına düşmanlıkta gösterdiği feragat, fedakarlık, başarı ve yararlılık madalyası, Abdullah bin küsurun sünneti midir, farzı mı ?
Umarım bugün Türkiye’yi rezil edenler bir gün rüsva olur, o madalya da takıldığı yerden söke söke geri alınır!
-------------------------------------