Mahremimiz PKK
Vatan · 26 Kasım 2007
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam konuşmasında kullandığı sözlerle beni çok şaşırttı ve aklıma, “Yoruldu mu, yoksa yaşlanıyor mu?” sorusunu getirdi.
Her yerde ve her zamanki gibi partisinin Kızılcahamam kampında da muhalefete çatan Başbakan, hükümetin PKK politikasını “mahrem” olduğu için açıklamıyor, izledikleri stratejinin “muğlak” kalması gerektiğini ileri sürüyor ve aynı paragraf içinde “menfi milliyetçilik”ten söz ediyor.
Sayın Başbakan, yabancı dil bilmeyebilir. Ama Türkçeyi gayet iyi bilip kullandığı ve hatta imamlık eğitimi gereği, dini söylemde sıkça geçen Arapça ya da Farsça kelime dağarcığının zengin olduğu kesindir.
İşte bu kapsamda, Sayın Başbakanın PKK’ya yönelik bir devlet planından “mahrem” diye söz etmesi, en azından şaşırtıcıdır.
Çünkü “mahrem” sıfatı, Türkçede kullanıldığı biçimiyle, özel yaşama değin bir gizlilik ifade eder, hatta pek çoğumuz için etimolojik sınırları bile Kur’an tarafından çizilmiş, dinsel söyleme göre saklı olması gerekendir “mahrem.”
Başta Başbakan, hepinizin bildiği gibi Arapça “haram” kelimesinden türeyen “mahrem”in karşıtı, “namahrem”dir.
AKP hükümetinin muhalefete açıklayabileceği bir PKK planı olsa, Sayın Erdoğan bu planı da “namahrem” diye mi niteleyecektir?
PKK terörü, benim bildiğim kadarıyla bir numaralı ulusal sorunumuz: Ülkemizin birliğini, halkımızın bütünlüğünü tehdit ediyor, ekonomimizi sarsıyor ve canımızdan can koparıyor, oğullarımızın kanını döküyor.
Bu kadar kamusal bir alan ve toplumsal bir konuda hangi mahremiyetten söz edilebilir?
Devletin PKK’ya karşı mücadele stratejisini çizen bir plan, eğer varsa, “mahrem” diye muhalefetten köşe bucak saklanırken, acaba kimlere görünmekte, yalnızca AKP hükümetine mi görünmekte, Başbakan’ın karşısında mı salınmaktadır “namahrem” olaraktan?
Örneğin ABD’ye de mi mahremdir, Türkiye’nin PKK planı?
Düz mantıkla soracak olursak: Başbakan Erdoğan, Kızılcahamam’da muhalefete “mahrem” ilan ettiği PKK’ya karşı mücadele planını ABD’ye de mi açmamıştır?
Ankara’daki Amerikalı general trafiğine bakılırsa, epeyce açılıp saçıldığı, hatta PKK konusunda AKP ile ABD’nin ortak bir mahremiyet oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bu durumda, Türkiye’deki siyasal muhalefet, böylesi bir devlet sorununda güvene layık mı görülmemektedir, yoksa Amerikalılar CHP, MHP ve DSP’den daha mı Türkiye sever, ya da AKP’ye mi daha yakındırlar?
Ben demiyorum ki medya yoluyla kamuoyuna açıklansın PKK’ya karşı mücadele stratejisi... Ama böyle bir strateji varsa, böylesine ulusal bir konuda hükümet, muhalefete danışmalı, en azından muhalefet liderleriyle paylaşmalıdır planını. Gizli tutulmasını istemesi yeter ve hiç kuşkum yok ki, gizli de kalır.
Dolayısıyla Sayın Başbakan, Kızılcahamam’da çok talihsiz bir konuşma yapmış, ABD ile paylaştığı PKK mücadele planını muhalefetten gizlemek, üstelik dini tınılar taşıyan, “haram” kavramından türeyen bir sıfatın arkasına gizlemekle hem Türkçeyi, hem Türkiye’nin devlet geleneğini çiğnemiş, hem de demokrasinin olmazsa olmazı muhalefete, “verilen sırra ihanet edebilir” yabancı, hatta potansiyel düşman muamelesi çekmiştir.
Her şeyden önce, Başbakan’ın bu konuşmada kurduğu tümcelerde, “mahrem” sözcüğünün yeri yoktur. “Gizli” demesi gerekirdi. Ama baktım, hızını alamamış, M ile başlayan ne kadar Arapça sözcük varsa sıralamış, plan mahremse, belirsiz strateji olmuş “muğlak”, olumsuz milliyetçilik de “menfi”leşmiş zaten.
İnsanlar, yaşlandıkça kaynaklarına geri döner ve çocuklukta öğrendikleri terler söylemlerinde.
Başbakan Erdoğan da ya yoruldu, ya da yaşlanıyor. İmam hatip birikimiyle konuşmaya başladı.
Acaba AKP hükümetinin, PKK’ya yönelik bir “harem planı” ve “haram planı” da var mı?
Gidişat gerektiriyor çünkü.