Kırmızı Tabanlı Kız
Vatan · 6 Aralık 2007
Bir varmış bir yokmuş, bir köyde anasının kuzusu, büyükannesinin göz bebeği bir küçük kız yaşarmış. Ramazan bayramında annesi küçük kızı tepeden tırnağa daracık bir tesettür tayyörüyle giydirmiş, büyükannesi de kırmızı tabanlı papuçlar armağan etmiş. Küçük kız oldum olası kırmızı tabanlı papuç hayal edermiş, çok sevinmiş, ama papuçlar çok yüksek ökçeliymiş, annesinin diktiği daracık uzun eteğiyle rahat yürümesi de pek kolay değilmiş. Küçük kızın düşünceli durduğunu gören büyükanne: “Bak yavrum,” demiş, “Bunları herkes labutin sanacak, oysa ben nur saça diye okuyup üfledim, gideceğin yeri söylersin kendiliğinden yürürler, ayakların eteğine dolaşmaz!”
Kırmızı tabanlı papuçlar küçük kıza çok yakıştığından mı, yoksa kız o daracık eteğin altında o kadar yüksek ökçelerle yürüyebilmek maharetini gösterdiği için midir bilinmez, köyde herkes kendisini “Kırmızı Tabanlı Kız” diye anmaya başlamış.
Günlerden bir gün, annesi kırmızı tabanlı kızın eline bir çıkın tutuşturup: “Bu sabah ateve ihalesi yapılacakmış, büyükannen ihalenin komşunun damadına verileceğini duyunca niye benim damadıma değil diye kahırlanmış, ben de Kayseri mantısı yaptım, hem git hatırını sor, hem de mantı götür!” demiş.
Kırmızı Tabanlı Kız, hoplaya zıplaya büyükannenin oturduğu B2 arazisinin yolunu tutmuş. Kaçak inşaatların arasından geçerken, karşısına eskiden çok arkadaş olduğu, ama onun nur saça papuçlarını kıskanan ve yüksek ökçeli çizmeleriyle Atina’daki Panteon tepesine tırmanırken ayağını burktuğundan beri Mevlânâ’yı okuyup daha alçak topuklar giymeye başlayan öteki köyün Kırmızı Gözlüklü Kız’ına rastlamış. Kırmızı Gözlüklü Kız, aynı zamanda büyükanneyi yataklara düşüren ihaleyi alacak damadın da yakın akrabasıymış.
Kırmızı Gözlüklü Kız, Kırmızı Tabanlı Kız’a: “Böyle hoplaya zıplaya, en ulvi mesele olan insana hizmet ve gönül kazanmaya mı gidiyorsun?” diye sormuş.
Kırmızı Tabanlı Kız, B2 arazilerinde karşısına çıkan kırmızı gözlüklü kızlarla yarenlik etmenin tehlikesinden habersiz, “Evet,” demiş, “Hayırlara vesileyim. Büyükannem hasta, ona Kayseri mantısı götürüyorum. Ayrıca 19 trilyona köşkünü tamir ettireceğim.”
Kırmızı gözlüklü kız, “Mevlânâ’ya göre her insan hayra açılan bir sonsuzluk kapısıdır. Ama 19 trilyona köşk tamiri ne ki? İyiliğin de, kötülüğün de kaynağı insan! Bizimki 61 milyon dolara özel jet, damadımız da medya alıyor. Zaten Mevlânâ da ülkelerin imarından, şehirlerin imarından önce gönüllerin imarını gerekli görür” demiş.
Kırmızı Tabanlı Kız, bütün saflığına karşın lafın altında kalmamış:
“Ama 2. Atatürk ruhu da bizim evde dolanır! Köşke Atatürk sofrası kuruldu, yeni ülkü de evlatlık alınıyor. Şimdi 12 yaşında ama, 16’sına basınca o da evin oğlu gibi deha çıkar, hayırlısıyla o da hanım hanımcık bir tesettür on-line şirketi kurar inşallah!”
Biraz bozum olan Kırmızı Gözlüklü Kız, dudağını büküp: “Kırmızı taban taktığından beri senin dilin papuç kadar uzamış, ama Mevlânâ o kadar engin bir hikmet hazinesidir ki, yine de bana yetişemezsin. Büyükannenin evine kadar yarışalım, Allah’ın izniyle bakalım hangimiz önce varacak?” diye kışkırtmış.
Biri nur saça kırmızı tabanları, diğeri mevlevi feminist alçak topuklarıyla iki küçük kız, daracık uzun eteklerinin izin verdiği ölçüde hızlı adımlarla koşmaya başlamışlar.
Hangisi büyükannenin evine önce varacak? Hangisinin kulakları daha sivri, gözü daha doymaz ve dişleri daha uzun, kim kimi yemeye kalkışacak, yerli dizimiz devam ediyor, heyecan dorukta, sansürlenen bölümleri anlamayanlara, ben bu sütunda kopya veririm.