Bir yurtsever: Andrea Rombopulos
Vatan · 11 Aralık 2007
Vatan nedir? Vatansever ya da yurtsever kavramı, neyin sevgisini içerir? Eğer vatandan bir yurdun toprağı, suyu, havası, doğal özellikleri ve güzellikleri anlaşılıyorsa, Türkiye’de vatan sevmezlerin sayısı, yurtseverlerden fazla demektir. Çünkü sevgi, korumayı ve var etmeyi gerektirir. Türkiye’nin haline bakarak, ancak çoğul bir nefretten söz edilebilir.
Vatan, belki de üzerinde yaşayan insanlar demektir.
Vatansever ya da yurtsever kavramı, bu insanlara, onların ortak değerlerine, yarattıkları uygarlık, taşıdıkları tarih ve yaşadıkları toplum ilişkilerine duyulan sevgidir, belki...
Eğer böyle bir vatan kavramında, kötü, çirkin, cahil, yobaz, kaba, barbar ve hatta tehlikeli insanların sayısı patlar; hırsızlık, darp, cinayet kol gezerse sokaklarında, sevilecek ne kalır bir yurtsevere, yurdunda?
Arkadaşım ve meslektaşım Andrea Rombopulos, geçen hafta İstanbul Beyoğlu’nda iki saldırgan tarafından sopalarla dövüldü.
İki caninin darbeleriyle yere yıkılırken, “Ne yaptım ben size?” diye sorarmış. Saldırganların profesyonel oldukları, kiralık ağızlarından tek ses çıkmamasından belli.
Kim demiyorum, çünkü benim indimde “birey” sıfatını taşımıyorlar, ama iki saldırganın ne olduklarını, daha doğrusu ne olamadıklarını tahmin ediyorum. Hiçbir insanlık değerine sahip olamayan, İslamcı Türkçü, yerli malı bir vahşet kırması. Bu yazıyı yazmak için, polis belki yakalar, diye bekledim. Belki... Tabii yakalayamadı. Ya da yakalamadı...
O gün bugündür, düşünüyorum: Hangimiz daha çok seviyoruz bu vatanı?
Andrea mı, ben mi, onlar mı?
Andrea’nın ataları, benim, sizin ve o canilerin atalarından çok önce, bin yıl önceden beri Anadolu’nun evlatlarıydı. Biz sonradan geldik, onlar hep vardı. Yüz binlercesini zorla, hiç bilmedikleri, yaşamadıkları, vatan diye tanımadıkları Yunanistan’a gönderdik, salt işgalci Yunanlılarla soydaştırlar, diye. Oysa orada “Türk tohumu” diye ezildiler, horlandılar. Kalan yüz binleri korkutarak, döverek, yakarak ve bazen de öldürerek kovduk, mallarına el koyduk.
Rombopulos ailesi, 6-7 Eylül’lere, ırkçılığa, dinciliğe rağmen direnen, çünkü bu vatanı doğasıyla, insanıyla seven ve “Türküm!” diyen bir avuç Anadolu Rumu arasında yer aldı.
Andrea Rombopulos, hiç zengin olmadı. Babası Haralambopulos öğretmendi, 1977 yılında İho Gazetesi’ni kurdu, gazeteciliğe başladı. Atletti, Türkiye Disk Atma Şampiyonuydu. 1955/56 yıllarında Erzurum Hınıs’ta askerliğini yaparken, iki kez Kara Kuvvetleri Şampiyonu oldu. 1988’de 51 yaşında öldüğünde, oğul Andrea Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni dereceyle bitirmişti. Salt babasının anısını yaşatmak için doktorluğu bırakıp gazetenin başına geçti. O gün bugündür, haftada bir gün 300 tirajlı İHO’yu çıkarmak için, didiniyor. Eşi Kula da öğretmen. İki çocukları var. Onları iyi yetiştirebilmek, geçinebilmek için çok çalışıyorlar. Andrea, Yunan Mega televizyonunun muhabirliğini alınca çok sevindi. Yetmiyordu çünkü Elefteros Tipos Gazetesi’nin verdiği ücret. Ölçülü ve düzeyli haberler yaptığı, Türkiye’yi satmadığı sürece, muhabirlikten büyük kazançlar bekleyemezdi...
Ve Andrea Rombopulos, bu yıl İHO’nun 30. kuruluş yıldönümünü, Türkiye’de Rum basının tarihine değgin bir araştırma kitabı yayınlayarak kutladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk resmi gazetesi Takvim-i Vekayi’nin Rumca baskısından öteye Türkiye’de 150 Rumca gazete çıktığını biliyor muydunuz? 2 bin 200 Türk Rumu arasında bir Andrea’nın 300 tirajlı bir gazeteyi çıkarmak ve yaşatmak tutkusu, işte böyle bir geçmişten, böyle bir kültürden kaynaklanıyor.
Kanaltürk’te yayınlanan Kiosk programında benim mesai arkadaşım Andrea Rombopulos. Ben Türkiye’den uzakta yaşarım, koymaz. Ama o iki haftadan fazla uzak kalamaz; özler, Türkiye’siz yaşayamaz. Demek ki Andrea, benden daha vatansever.
İşte böyle bir yurtseveri döverek, korkutarak kovmak istiyor, İslamcı Türkçüler.
Bu topraklarda onların mı, yoksa Andrea’nın mı daha çok hakkı, emeği, alın teri var, sizin takdirinize bırakıyorum.