Gitmeyen gönderilir
Vatan · 23 Aralık 2007
Geçen çarşamba yayınlanan “Patolojik Demokrasi, Akut Faşizm” yazıma yapılan yorumlardan biri, sanki başlığın kanlı canlı doğrulaması gibiydi.
Yazıdaki “Başbakan’ın yüzde 99.99’u Müslümandır, diye övündüğü bir ülkede, Trabzon’da Malatya’da öldürülen, İzmir’de bıçaklanan rahipler, katledilen gazeteci Hrant Dink, sopayla dövülerek yaralanan gazeteci Andrea Rombopulos nasıl bir demokrasinin işaretidir?” tümcesine yorum yazan vatandaş, “Saydığınız kişiler bizim neyimiz ya da bu ülkede hangi amaçla kalıyorlar, Sayın Mine Hanım...” diye sormuş.
Türkiye’de geniş kitleler tarafından paylaşılan bir zihniyetin ifadesi olan bu soru, başka bir kanıta gerek bırakmadan, tek başına bile, yaşadığı toprakların tarihini öğrenmek zahmetine katlanmadan geleceğini karartan cehaletin bire bir ölçüsüdür.
Milyonların paylaştığı bir karanlığı bir gazete sütunu aydınlatamaz. Ama öğrenmek isteyene duyurmak boynumun borcudur: Rumlar ve Ermeniler bu topraklara hiçbir yerden gelmedi, her zaman vardılar. 1480’li yıllarda Kanuni Sultan Süleyman’ın davetiyle İspanya’dan Türk topraklarına göçenlerden önce de Yahudiler yaşardı ve onların da yurtlarıydı burası.
Osmanlı İmparatorluğu’yla başlayıp, Türkiye Cumhuriyeti’yle devam eden 708 yıllık Türk egemenliğinin, bu topraklarda 11 Mayıs 330’dan 29 Mayıs 1453’e kadar süren Doğu Roma ve Bizans imparatorluklarının 1123 yıllık ömrünü eşitleyebilmesi için 415 yıl daha dayanması gerekmektedir!
O Bizans İmparatorluğu ki, 813-820 yılları arasında, tahtında Ermeni Leon diye anılan Ermeni imparator otururken, bu topraklarda ilk Osmanlı beyliğinin tarihini düşmek için aradan 479 yıl geçmesi gerekmiştir.
Milyonlarca noktadan oluşan muazzam bir cehaletin karanlığını, elbette bir gazete sütunu aydınlatamaz. Ama öğrenmek isteyenlere, yine de karınca kararınca bir ışık tutabilirim: Tarih, “Ermeniler, Rumlar, Yahudiler bizim neyimiz?” diye merak edenlere “Siz onların neyisiniz?” sorusuyla yanıt verir.
Bu ülkede hangi amaçla kaldıkları ise, sonradan gelenin önce var olana soramayacağı, çünkü tarihi çok daha uzun bir vatan sevgisinden ibaret olması gerekirken, Türkiye’nin içinde debelendiği dinci faşizmin trajik cehaletini işaret etmektedir:
Bunca eziyet, baskı, tehdit ve cinayete karşın, kovula kovula 2 bin 200 Rum, 90 bin Ermeni, 12 bin Yahudi kalmış ve İstanbul’un tek bir mahallesinin nüfusu etmeyen bu bir avuç gayrimüslim bile 75 milyonluk Müslüman Türkiye’ye fazla gelmekte, hâlâ daha hangi amaçla kalmaktadırlar ha?
Ve bu zihniyetin dengi ancak hırtlık mırmırı sözcüleri, Fazıl Say’a vay nasıl gidermiş, giderse gidermiş, sanatçı gidemezmiş vb. diye ahkâm kesebilmektedir!
Ve kimsenin aklına gelmemektedir ki, Türkiye nüfusunun 7’de 1’i zaten terk etti ülkeyi.
1960’larda başlayan göçlerle, her 7 Türk’ten 1’i dışarda yaşıyor ve geride kalanların en az yarısı, bugün olanak bulsa, kapağı dışarı atmak hayalleri kuruyor.
Göç adaylarının arasında dün kovdukları gayrimüslimlerden kalanları, bugün göndermeye çalışanlar, belki de başta geliyor.
Fazıl Say, gitsin gitmesin, bu ülkede zaten herkes yolcu. Gitmeyen bir biçimde gönderilir. Kalan da gidemediğinden kalacak yakında.