Yasalar ve kafalar
Vatan · 8 Ocak 2008
Bir sözün değeri, anlaşılırsa vardır. Duymayan kulaklara, duyup da anlamayan beyinlere istediğiniz kadar önemli, değerli, hatta hayatını değiştirecek sözler söyleyin, hiçbir işe yaramaz.
Yasalar da böyledir. Uygarlıktan nasibini alamamış, eğitilmediği gibi tam tersine cahil kalması için ne gerekiyorsa yapılmış toplumları, uygar yasalara saygılı kılamazsınız. Hangi yasa geçirilirse geçilsin meclislerden, toplumsal kabulü yoksa uygulayamazsınız. O kadar çok çiğnenir ki yasa, hukuk boğulur, takibat bile yapılamaz, kendiliğinden kadük olur, kağıt üzerinde kalır halkın anlamadığı, dolayısıyla uymadığı kural.
Adalet herkese gereklidir, evet. Ama ancak, sözü edilen herkes adaletin ne olduğunu bildiği ve gerekliliğini kabullendiği zaman.
Türkiye’nin en zorlu açmazı, tam da bu ikilemdir. Devlet dediğimiz ve o ya da bu hükümetin dönüşümlü olarak dümenine geçtiği mekanizmayı meclis hangi yasalarla donatırsa donatsın, eğer halk o yasaları anlamaz ve kabullenmezse, istediği cezayı öngörsün, toplu uyumsuzluk bile değil, yasaya karşı çok sayıda suç işlenmesi devletin otoritesini sarsıp zayıflatır, çünkü toplumla devleti sürekli karşı karşıya getirir, o kadar.
İşte bendeniz bu nedenle gerçek bilginin, bilimsel eğitimin, mantığın, felsefenin toplumsal önemini savunuyor, toplumsal kültürün okullarda verilemeyecek, edinilemeyecek bir “asgari uygarlık ortaklığı” olduğunu bildiğim için de hiçbir iletişim aracının, hiçbir medyanın Türkiye’yi sadece eğlendirmek gibi bir lüksü olmadığını, mutlaka düşündürmesi gerektiğini düşünüyorum.
Üstelik gülerken, güldürürken de düşündürmek mümkündür, hatta çok eğitici olan, aynı zamanda çok da eğlenceli olabilir.
Türkiye, toplumu uygarlaştırmak derdi taşımayan devlet ve böyle bir sorumluluğu almayan medya tarafından adıyla sanıyla, temel içgüdüleri gıdıklanarak “ilkelleştiriliyor”.
Sonra bu ilkelleştirilen insanlara, uygar yasalar çıkarılıp “bak uymazsan, seni cezalandırırım” deniyor. Oysa böyle giderse yakında, Türkiye bırakın yasalara uymak, “yasa” sözcüğün ne ifade ettiğini bilmeyen, iki kelimeyi bir araya getiremeyen bir çoğunluktan oluşacak. Böyle giderse düzgün konuşamayan insanlar, düzgün konuşanı, yazanı anlamayacaklar ki, yasallığı kavrasın ve uysun.
Bir örnek vermek gerekirse:
Taksim meydanında yılbaşında yaşanan taciz rezaletinin suçluları, 57 YTL ceza karşılığında serbest bırakıldı. Gerek basın, gerekse kadın kuruluşları bu komik cezayı protesto etti, Adalet Bakanlığı da yasada “yeni bir bakış açısı” arayışına girdi.
Sorarım size, yemek gibi, içmek gibi bir temel içgüdü olan cinsellik açlığı çeken, üstelik cahil ve ilkel kişiler, gelecek yılbaşı ya da ilk fırsatta benzer bir tacizden, toplu tecavüz girişiminden nasıl caydırılabilir? İçgüdüler, insanların hayvanlarla tıpatıp ortak, yaşamsal dürtüleridir. Kadın eli bile tutturulmayan, kadını kapatan, yasaklayan, günah kılan bir kültürde, ulaşabileceği bir kadın karşısında hangi abazanın kafası “dokunursam 5 bin 700 YTL öderim” diye çalışır ki, korkup dokunmasın?
Terör de yasayla yasaklı. Üstelik cezası da çok ağır. Önlenebiliyor mu?
Kadınla doğru dürüst, insanca, eşit ve cinsel art niyetli olmayan bir konuşma bile yapmaktan aciz, genç, deneyimsiz, amaçsız, idealsiz, işsiz ve zaten beyni içgüdülerinden öteye hiçbir düşünceye, bilgiye, mantığa, felsefeye değmemiş bir erkekler güruhunu, hangi yasayla bağlar, hangi cezayla durdurabilirsiniz?
Aç hayvanın bulduğu yemekliğe saldırması gibi, aç insanları da yemeğe ve cinsel dürtüleri yasaklarla donatılmış, beyni kullanılmamaktan örümcek bağlamış erkekleri de gördükleri ilk cinsel objeye saldırmaktan alıkoyamazsınız.
Hele sürü halinde ve psikolojisi içindelerse. Bu cinsel obje, kadın da olabilir, erkek de, hatta çocuk ve bazen, hayvan da...
Dolayısıyla toplumsal uygarlık projesinin tek aracı, eğitimdir ve cinsel eğitim, Türkiye’de kuşkunuz olmasın ki her alana yansıyacak kadar birincil gerekliliktir. Böyle bir eğitim de elbette, kadın erkek eşitliğiyle başlar. Özgürlüğün sınırları, ancak böyle bir eşitliğin temeli üzerine çizilebilir. Yoksa bütün sınırlar çiğnenir.
Bırakın yasayı masayı; bu temeli kim atacak, Türkiye’de kadın erkek eşitliğini hangi devlet, hangi devletliler kabullenecek ki, uygarlaştırma projesi başlayabilsin?
301. Maddeyi değiştirmeye hazırlanıyorlar. Sanır mısınız ki, Türklüğe hakareti yasaklamak, kadına hakaret, yani taciz ve tecavüzü “yasayla” önlemekten farklıdır? Hayır. Niçin farklı olmadığını cuma günü yayınlayacağım yazıyla anlatmaya çalışacağım.