Şeytan çamurlu Prada giydirir
Vatan · 15 Ocak 2008
Bu yazıda SS diye anacağım Sahici Sarışın, otuz beş yaşında olmasına karşın tam on altı yıldan beri başarı ivmesini izlediğim, üst düzey bir CEO asistanı, zekâyı muzipliğiyle birleştirdiği için de çok sevdiğim bir arkadaşımdır. SS, kendisiyle dalga geçtiği günlerin sesiyle: “Sen benim hayatımı biliyorsun,” dedi. “Evden çıkıp arabaya biniyorum, arabadan yeraltı parkinginde inip asansörle büroya çıkıyorum ve ayağım yalnızca, o da birkaç adım için asfalta basar...” “Eee?” “Hangi mahallede yaşadığımı da biliyorsun...” Arkadaş Bebek sırtlarında Boğaz manzaralı çok hoş bir apartmanda yaşar. “Sadede gelelim...” “Kendime yeni çizme aldım. Üzerine afiyet, Prada. Dün, Dubaililerle önemli bir toplantı vardı. Yeni çizmelerimi giydim, arabaya atladım, işe geldim. Asansörde fark ettim ki benim Prada’lar çamurlanmış. Nerede çamurlandı, kafam basmıyor: Apartmandan arabaya, arabadan asansöre... Neyse, Dubaililer geldi, karşılamak için bile ayağa kalkamıyorum, çizmelerin çamuru görünecek korkusuyla! Adamlar bu hangi varoştan yürüyerek geldi diye düşünürler alimallah. Saatlerce toplantı yapılacak, en azından tuvalete falan gitmem gerekecek, bendeniz kadınlar ayağa kalkmaz şiarına sığınıp, masaya çakılı vaziyette... Bizim iş yerinde ayakkabı boyacısı vardır, ama zavallı boyacıya o kadar az para veriyorlar ki, elindeki cila malzemesi en kötüsü, benim Prada’ları mahveder diye emanet edemem ki temizlesin diye göndereyim!” Kahkahayı bastım, “Budur işte!” dedim SS’ye. “Yıllardır, daha hakkaniyetli paylaşım, sosyal devlet diye bağırdık, kimse tınmadı, bunu söylemeye çalışıyorduk işte!” Ve kendisine benim başıma gelen sonuncu “kadınsı” felaketi anlattım.
Paris’te bir butikte görür görmez vurulup, fiyatı dolayısıyla günlerce tereddüt ettikten sonra paraya kıydım, ham ipekten erguvan renkli bir ceket aldım. Basit görünmesine karşın, dikişi epeyce alengirli, çok havalı bir ceket. Özenle giyip çıkarıyorum, yakası façası öyle ki, normal ütü bile sürülmüyor. Sonunda ceket kirlendi. İstanbul’da kuru temizleyiciye gönderdim. Adı üstünde değil mi? Ceketi uçucu bir sıvıyla “ıslatmadan” temizleyecek, en fazla buharlı ütüyle kırışıklarını açacak, üstelik ceketin aslı zaten kırışık. Benim ceket bir geldi, ne havası kalmış ne civası, erguvanın rengi atmış, o kabarık kumaş sönmüş, tülbente dönmüş. Ne olup bitti, diye sıkı bir soruşturma sonunda anlaşıldı ki, kuru temizleyici kullanması gereken uçucu sıvı pahalı geldiğinden, şöyle gözüyle bir tartar, “su kaldırır” gördüğü giysileri yıkar, böylece işletme maliyetini yarı yarıya azaltırmış. “Bak,” dedim arkadaşıma, “Dünya ve AB kurumları, Türkiye’ye yıllardır en varsıllarla en yoksulların arasındaki uçurum derinleşiyor, gayri safi milli gelir daha dengeli dağılmalı, diye ihtar ediyorlar, muktedirlerin umuru olmuyor. Ama şu senin Prada çizmeleri boyacıya göndermemenle, benim ceketi göndermek gafletine düştüğüm kuru temizleyici örneği, tam da böyle bir uçurumun, sadece yoksulları inletmekle kalmayıp parası olanın da para karşılığı bile yeterli hizmeti alamayacağının, bir yerde, bir biçimde zarar edeceğinin en tali çerçevede, en basit kanıtıdır...” SS akıllı kızdır, anladı. Ama ne Türkiye’yi yöneten iktidarların, ne de daha çok, daha çok, hep daha çok kazanmak peşindeki birkaç yöneticiye devasa ücretler verip, tabandaki iş gücünü yarı aç yarı tokluğa çalıştıran, iktidarla el ele işçileri uyutsun diye sendika başkanlarını rüşvete bağlayamadığı zaman, sendikacılığı bitiren büyük patronların hâlâ daha kavradıklarını sanmıyorum. Onlara söylemek isterdim: Pakistan’da büyük servet sahipleri var. Baksınlar bakalım halen, Pakistanlı zenginler nasıl çıkarıyorlar servetlerinin tadını, acaba burunlarını çıkarabiliyorlar mı sokağa? Yüzölçümü kaç olursa olsun dört duvar arasına sıkışmak içinse, neye yarar servetin çapı? Gelir uçurumu derinleşen ülkelerde, şeytan yoksulluktur ve varsılın keyfine de limon sıkar, Prada’sını da çamurlu giydirir.