Yürütmesiz yasama!
Vatan · 23 Ocak 2008
Başbakan Erdoğan, devleti iktidardan ibaret sananlara rejimin değişmez, değişmesi teklif bile edilemez ilkelerini anımsatan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Danıştay Başkanlar Kurulu’na şahsından menkul bir “hukuk” dersi verdi: “Kimse kendisini yasama, yürütme organının üstünde göremez. Kimse ihsası reyde bulunamaz, yargı makamı ihsası rey makamı değildir,” dedi.
Türkçede “ihsası rey,” düşüncenin üstü kapalı bir üslupla sezdirilmesi demektir.
Başbakan Erdoğan konuşur da şakşakçıları susar mı? Tabii onlar da “Yargı verdiği kararla konuşur. Siz hiç başka ülkelerde yargıçların konuştuğunu duydunuz mu?” diye yankı çoğalttılar.
“Başka ülkeler”, bu kapsamda maalesef henüz dönüşmeyi tam beceremedikleri (rengini tutturdular da, boyuna daha var...) Malezya, Endonezya, Suudi Arabistan, Arap Emirlikleri, Pakistan olamazdı. Çünkü oralarda demokrasi yok, yargı da Allah kerim.
Dolayısıyla Sayın Erdoğan ve şakşakçılarının “başka ülkeler”den anladıkları Avrupa ülkeleriydi tabii. Biliyorsunuz, sıkışınca AB üyelik adaylığına da sığınırlar...
Başka bir deyişle, altı yıldır AKP yasamasına rağmen, Türkiye’de parti kapatma davası açmak hâlâ çok kolay ve aşaması olmayan yargı süreci.
AKP yasamasının “ara çözüm” ihmaline karşın, Türk Yargıtayı, Avrupa ölçülerine uymak için özen gösteriyor ve düzenek yokluğuna rağmen, tüzüğünde yasaya aykırılık gördükleri partileri yazıyla uyarıyor. Oysa yazıyla uyarı, yasal bir aşama bile değil. Yani yazıyla uyarmadan da kapatılsa söz konusu parti, iç hukuka uygun olur.
Ancak, basına demeç yoluyla kamuoyunda “gerçekleşemeyecek” beklentiler yaratan bir Başbakan’ı, partisine gönderilen bir yazıyla uyarmakla hem geç kalınabilir, hem de zaten yasal düzenek yokluğunda, “sen ha, bana ha, nasıl yazarsın ya” gibi bir cevap alınabilir. İşte bu açıdan, Başbakan kameralar önünde “olmayacak” bir Anayasa değişikliğinden söz ettiğinde, Yargıtay ve Danıştay gibi üst yargı makamları Avrupa hukukunun “ara çözümü”ne uymak ve AKP’ye kestirmeden kapatma davası açmamak için, aynı yoldan uyarı yapıyorlar. Mesele bu kadar basit.
YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, bütün bunları Kanaltürk’te tane tane açıkladı. İsteyen, AİHM nezdinde de doğrulayabilir.
Hal böyleyken, “ara çözüm” düzeneğini yasamayan meclis muktedirlerinin, Yargıtay ve Danıştay’a “siz konuşamazsınız, yargı kararıyla konuşur ” demeleri, yargıyı AKP’ye kapatma davası açmaya davet değil de nedir?
Dikkat ediyorum, Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarı, devlet içinde sadece “henüz hakim olamadıkları” kurumlara ders vermeye meraklı. Oysa, tam anlamıyla hükümete bağlı ve kendi adamlarının yönetimine geçen devlet kurumları, çok vahim hatalar yapsalar da tık yok, hiç birine had bildirilmiyor. Bir örnek vermek gerekirse, adaletin iki temeli vardır; güvenlik gücü ve yargı. Polisin görevini yapması gerekir ki, yargı karar verebilsin ve adalet yerine gelsin.
İşte bu kapsamda, Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetine sormak isterim: Hrant Dink’in katlinin birinci yılını geride bıraktık. Bu cinayet niçin aydınlatılmadı, karanlıkta kalmasında ihmali ya da kastı görünen devlet memurları hakkında nasıl bir resmi işlem yapıldı?
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Sabah Gazetesi’ne şikâyet ediyor: Hrant Dink, Rahip Santoro ve Malatya’daki misyoner cinayetlerinden yükselen pis kokulardan rahatsızmış... Peki ne yapıyor bu kokulara karşı Adalet Bakanı? Burnunu mendille mi tıkıyor, yoksa Emniyetten sorumlu İçişleri Bakanlığı’na uzaktan “gül” kokusu mu sıkıyor? Şahin, AKP’nin Adalet Bakanı da Beşir Atalay AKP’nin İçişleri Bakanı değil mi? Emniyet de onların, polis de onların “emrinde” değil mi?
Başbakan kimse kendisini yasama ve yürütmenin üstünde göremez derken, bizzat AKP hükümetine bağlı yürütme yerinde sayıyor, emniyet adalete nanik yapıyor, farkında mı?