Çaresizliğin suçlusu CHP
Vatan · 29 Ocak 2008
Devlet yapısı, insan yapısıyla aynı ivmeyi izler: Gençken sağlamdır, yaşlandıkça hastalıklar başlar. Bağışıklık sistemi zayıflar, parazitlerin, mikropların, bakterilerin saldırısına açık hale gelir. Azar azar güçten düştükçe, ölüm süreci demek olan ağır hastalıklar baş gösterir. Tıpkı insan ömrünün uzaması gibi, eğer bu hastalıkların çaresi varsa, tedavi edilebilirse, devletin varlığı da sürdürülebilir. Yoksa, yıkılır. Anadolu toprakları, hiç bir kıtada görülmemiş çoklukta devletin mezarıdır. Bugün zengin kültür mirası dediğimiz ören alanları, bu devasa devletler mezarlığının kabir taşlarından ibarettir. Türkiye topraklarına yayılı uygarlık isimlerini sayın, bir o kadar devletin ölüsüne ulaşırsınız. Türkiye Cumhuriyeti, üstelik devlet için genç sayılacak bir yaşta, gövdesini tepeden tırnağa saran ve sonunda beynine ulaşan tümörlerle ağır hastadır. Eğer bu illetle başa çıkamazsa, eğer yapısı çare geliştirmezse, devlet elbette ölecek, ama daha da beteri can çekişme süreci çok acılı olup, yerine sağlıklı bir devlet kurulamayacaktır.
Yendikleri devlet üzerinde, tümörler de devlet kurar, ama ömrü yıktıkları kadar bile uzun olmaz.
Çünkü tümörden sağlık, hurafeden gerçek, cehaletten bilgi, yasaktan özgürlük, dogmatik düşünceden uygarlık üremez.
21. Yüzyılda yaşıyoruz. Türkiye’nin azımsanmayacak bir çoğunluğu henüz ayak uyduramadıysa da, 21. Yüzyılda devlet hastalıklarına çare demokraside aranıyor. Yaygın kanı, demokraside çare tükenmez biçiminde. İyi de, önce demokrasiyi işletmek gerekmez mi?
Bugün laik Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit aşamasını geçip, temellerine saldıran zihniyet, kadını erkekten saklanması gereken bir eşya haline getirerek, eşitlikçi demokrasiyi de imha etmektedir. Kafalarının dışında “ötekine kapalı” zihinler, içinde de ne eşitliğe açılır, ne özgürlüğe.
İşte ümmet davacıları AKP’liler ile millet mücahitleri MHP’lilerin, el ele vererek, “özgürlük” diye sundukları cinsiyet tutsaklığı, bu yüzden toplumsal bir zekâ tutulması, zihin körelmesi ve yasakçı ayrımcılığı beraberinde getirmektedir.
Kadın kafasına ve bedenine konulan yasak özgürlük olsaydı, en özgür toplumların Müslüman ülkelerde gelişmesi gerekirdi. Hangisi özgür?
Ama Türkiye’nin sonunu, AKP ve MHP değil, CHP hazırlamaktadır.
Türkiye’nin sorunu dinci faşizm değil, dinci faşizme karşı laik ve demokratik çare üretmeyen, çözüm önermeyen, yıkılışa seyirci kalan CHP’dir.
Daha doğrusu, CHP’yi parti içi demokrasiye, taze kana, yeni katılımlara, yenilenmeye kilitleyen Deniz Baykal ve zekâları, yerlerinde kalmak kurnazlığından ibaret, bencil muhteris kurmaylarıdır.
Türkiye’nin ölümcül hastalığı, iktidar varlığında değil, muhalefet yokluğudur ve bu kapsamda, uslu çıraklıktan etkin liderliğe geçemeyen Zeki Sezer ile mecliste cismi var fikirde ismi yok DSP de, hezimetin ortağıdır.
Ama asıl büyük hezimet, muhalefet analığında hiçbir ışık, umut, gayret, çözüm üretmeyen; bırakın atılım, direnç bile gösteremeyen CHP’nin eseridir.
Demokrasi, ne mihnet, ne de minnet rejimidir. Beceremeyen gider, beceren gelir. Kendi içinde demokrat olmayan parti, ülkeye de demokrasi getirmez. CHP’de lider sultası kuran ve adında “halk” kavramını taşıyan bir partiyi halktan koparmaktan başka hiçbir beceri gösteremeyen Deniz Baykal ve ihtiyarlar heyeti, parti içinde engelledikleri demokratik çözüm, çare ve yenilenmeyi, elbette Türkiye’ye sunamazlar.
Yerlerinde kalmak uğruna kendileriyle birlikte Cumhuriyet’in siyasal örgütlenmesi demek olan CHP’yi mezara taşıyanlar, bu ülkede laik demokrasinin ölümünden de sorumludurlar. Çünkü parti içinde bitirdikleri demokrasiyle, aslında ülkedeki demokrasinin önünü kesmiş, çare ve çözüm üretemeyen çapsızlıklarıyla, devletin çökertilmesine seyirci kalmaktadırlar.
Başka bir deyişle CHP çare olamadığı için hastadır Türkiye ve kurtuluşu tıkayanlar, rejimi yıkmaya çalışanlara direnmek yerine, üzerine örülmüş örümcek ağını bozdurmamak için direnen CHP despotlarıdır.