Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Kilise’de cami reformu

Vatan · 6 Mart 2008

BBC Din İşleri editörü Robert Pigott’un 26 Şubat 2008 tarihli “Türkiye İslami metinlerde radikal bir revizyona gidiyor” haberi, Batı medyalarına bomba gibi düştü ve çığ gibi yayıldı. Bu haberi izleyen günlerde, The Guardian’dan Financial Times’a, Le Monde Diplomatique’ten Süddeutsche Zeitung’a saygın basın organlarında Türkiye’de A.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde sürdürülen “hadislerin çağdaş yorumu”na ilişkin çalışma, uzun ve övücü yorumlarla “İslamiyet’te bir reform umudu” olarak algılandı.

Neyse ki Ali Bardakoğlu çıkıp da “İslam’da reform diye bir şey söz konusu olamaz,” dedi de ayaklarımız suya erdi. Yoksa bırakın radikal reform, İslamiyet’te “soft” bir revizyon yapılabilirliğine inanmayan ben bile, ucundan buucağından “Acaba bir sorgulama başlar mı?” diye umutlanmıştım.

Hatta, hadislerin çağdaş yorumlanmasına Alman Cizvit Prof. Dr. Felix Körner’in katkıda bulunması, Batı medyalarının A.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde yapılan çalışmayı “Revisionist Koran Hermeneutics in Contemporary Turkish University Theology” başlığıyla kitaplaştıran bu din bilgininin görüşlerine geniş yer vermesine de sevindim.

Dilimiz Türkçe’ye Latin harfleriyle mükemmel bir alfabe kazandıran da bir Alman bilgin değil miydi?

Nasreddin Hoca’nın “Bana görünme de…” diye başlayan ünlü şiarınca, ister Alman Cizvit olsun, ister Amerikan Evangelist, dinimize de dilimiz kadar başarılı bir katkı yapacak yerli yabancı her bilgini ve her çağdaşlaşma çabasını, vallahi de billahi de başımın üstünde taşımaya hazırım!

Yabancı medyanın “İslamiyet’te devrim” başlangıcı olarak muştuladığı hadis çalışmalarının Batı’da niçin böylesine coşkulu bir umut yarattığını anlamak mümkün. Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri’nden Hz. Muhammed karikatürleri krizine, Batı’da sadece İslamiyet’in kan dökülmeden tartışılamadığına değil, İslamcılarla “kan dökülmeden” oturulup konuşulamadığına dair bir kanı oluştu. Batılılar, bir papaz ya da hahama “Tanrı yok, İncil de Tevrat da palavra!” dendiğinde, papaz ve hahamın, oturup sakin sakin Tanrı’nın varlığını, İncil ve Tevrat’ın da gerçekliğini savunmasına alışıktır. Dünyada benzeri inkâr İslamiyet’e yönelik yapıldığında, bazı imam ve mollaların zındığı bizzat tepelemedikleri zaman “katli vaciptir” diye tetikçilere havale etmesini hâlâ yadırgıyorlar...

Oysa ister dindar olsun ister dinsiz, bugün her aklı başında ve düşünen insan, dünyanın din ekseninde majör bir çatışmaya hazırlandığını görüyor.

Başkan Bush’un (ABD’nin özenle yarattığı) İslamcı teröre açtığı savaşa İncil’i referans göstermesi boşuna değil. Fransa’da aynı zamanda laiklik karşıtı olan Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Müslüman Türkiye’yi AB’den uzaklaştırma çabası, Almanya’da birbiri ardından kundaklanan Türk evleri, ama Türkiye’de vurulan rahipler, katledilen misyonerler de bu hazırlığın birer parçası.

İşte bu gidişatı tehlikeli bulan “barışçı” Batılılar, İslamiyet’te olası bir reformu umutla bekliyor, Ankara’daki hadis çalışmasında bir ışık görüp müjdeliyorlar.

Çünkü biliyorlar ki, İslamiyet’te köktendinciliğin yükselmesi, aklı selimin zorla zapturapta aldığı Hristiyanlık ve diğer tüm dinlerdeki fanatizmi de körüklüyor, Kilise’nin biti kanlanıyor ve İngiliz Başpiskopos’un İngiltere’deki Müslümanlar için şeriat talebi gibi çıkışlar, hiç de masum ve iyi niyet göstergesi değil.

Tam tersine, bugün Avrupa’da Hristiyan mezheplerine bağlı kiliselerin İslamiyet’e değil, İslamcı bağnazlığa açmaya çalıştığı yer, devlet ve toplumda kendi kaybettikleri yeri geri kazanmayı amaçlıyor. Şöyle bir mantık izliyorlar ve hesap doğru: Başta kadın ayrımcılığı, bağnaz İslamcılık Batı’nın tüm değerlerine taban tabana zıt ve bağnazlık ne kadar yayılırsa, bu toplumlar sadece köktendincilerine değil, tüm İslamiyete kin bileyecek ve karşı tepki olarak Hristiyanlığa sarılacaklar.

Evangelistlerin bu tabloda özel bir yeri ve İslamiyet’e yönelik reform iradesinde apayrı bir hesap var, “yaratılışçılar” çatlasın diye gelecek haftaya uzatıyorum.