Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Ah İspanya!

Vatan · 13 Mart 2008

1980’li yıllara kadar Türk basınında İspanya’nın esamesi okunmazdı. Zaten Türkiye’de de Yahya Kemal Beyatlı’nın büyükelçilik döneminden şiirleri ve Frankist sansür yüzünden konuşamayıp şarkı söyleyen Juanita Reina Castrillo’nun Beyatlı’nın “zil, şal ve gül”ü tadında “Lola, Lolita” nakaratlı birkaç müzikal filmle tanınırdı.

Bunca yıl sonra gururla söyleyebilirim ki, İspanya’yı Türkiye’ye bir gazete, Cumhuriyet ve iki kadın gazeteci tanıttı: Nilgün Cerrahoğlu ve ben.

1983 yılında İspanya’ya vardığımda ne gazeteciydim ne yazar, zaten ne de İspanyolca biliyordum. Sadece Cumhuriyet Gazetesi’nin Ciddiyet ekinde yayınlanan kısa mizah yazılarımla tanınıyordum. Aslında İspanya’da bile sayılmazdım, Bask bölgesinde Bilbao’ya yerleşmiştim. Basklar da varlığıma şaşırdılar ki, El Correo Espanol Gazetesi “Aramızda bir Türk” diye tam sayfalık söyleşi yayınladı. Fransızca gerçekleşen bu röportaj belki de bir işaret sayılmalıydı...

Oysa Madrid’de çok başarılı bir Cumhuriyet muhabiri vardı: Nilgün Cerrahoğlu olağanüstü işlere imza atıyor, müthiş bir performans sergiliyor, Sosyalist hükümetin ağır toplarıyla ardı ardına röportajlar yapıyordu. Yani Nilgün’e İspanya’da rakip çıkmak demek, yarışa giremeden elenmek demekti.

Nilgün Cerrahoğlu’nu arkadaşım diye övdüğümü sananlara hemen söyleyeyim: Nilgün’le üç kez karşılaştıysak, ikisinde selamlaşmakla yetinip birinde tartışmışızdır, çünkü huylarımız hiç uymaz, ters elektrik üretiriz. Ama bu durum, birbirimizi uzaktan takdir etmemize hiç engel olmadı. Nilgün’ün tutarlılığını beğenir, gazeteciliği önünde de saygıyla eğilirim. Onun da aynen böyle düşündüğüne eminim.

Can havli var ya, can havli, bugün düşünüyorum da hayatımdaki bütün “olmaz”ları, can havliyle oldurmuşum...

1986 yılında, özel hayatımda öyle bir cehenneme dönüşmüştü ki Bilbao hem oğlum hem de benim için, hemen bir şeyler yapmam ve üzerimize kapanan “koca kapanı”nı aşmam gerekti. İlk imkânsızı, Fransız Koleji kitaplığına “kütüphaneci” atanarak gerçekleştirdim. Artık oğlumu da kendimi de geçindirebiliyordum. Ama geçici değil kalıcı bir yol da çizmek gerekiyordu. O kitaplıkta çocuklara kitap okuturken, aynı can havliyle Cumhuriyet’e bir pazar yazısı yazıp gönderdim. Yayınlandı.

“Bilemezsiniz ne kadar acıdır vatan hasreti Bilbao’da, bilemezsiniz. Atlantik’e karşı saatler boyu, öylece durur, pas rengi gemi tersanelerinden yükselen çekiç seslerine kulak verir, bir Türk gemisi, n’olur bir Türk gemisi arar gözleriniz. Kırk yılda bir uğrayan, geceleri gizlice sintine basan bir Türk gemisi…” diye başlayan bu yazıya, “Özlemin yüklüsü burada yaşanır” başlığını, kısa süre öncesine kadar Vatan Ekleri Yönetmeni olan, savaş tarihi yazarı Gürsel Göncü atmıştır.

İkinci, üçüncü pazar yazısı derken, haber de geçmeye başladım gazeteye. 1986 sonunda Cumhuriyet Gazetesi’nin İspanya muhabiri yine Madrid’teki Nilgün Cerrahoğlu’ydu, ama Mine G. Saulnier diye bir kadın da Basklara uyup özerkliğini ilan etmiş ve Bilbao muhabiri olup çıkmıştı.

Nilgün Madrid’den, ben Bilbao’dan gazeteyi İspanya ateşi altına aldık. Her pazar iki İspanya mektubu yayınlayan Cumhuriyet, ikimizin haber bombardımanından yarısını savuştursa öteki yarısıyla bu ülke ABD kadar, hatta bazen daha yer alır olmuştu gazetede.

Ama İspanya, özelinde Avrupa genelinde dünya basınında böyle bir yeri fazlasıyla hak ediyor, Nilgün ve benim çalışkanlığımız sadece Türk basınına “dahi” ıskalatmıyordu olan biteni.

Fransız Libération Gazetesi, geçen hafta son sayfasını El Pais Gazetesi’nin kurucu yönetmeni Juan Luis Cebriàn’a ayırmıştı. Çünkü 1976’da İspanya’yı AB’ye taşımak yeminiyle kurulan El Pais, ünlü Le Monde Gazetesi’ni satın almaya hazırlanıyor.

Cebriàn’ın hafif göbekli, gözlüklü fotoğrafını görünce, bir zamanlar Türkiye’nin de aynı yolu izleyeceğini umduğum İspanyol mucizesi düştü aklıma. Ve sizlere, Türkiye’nin neleri yitirdiğini, gazeteciliğe attığım adımlarla birlikte anlatmaya karar verdim. Devamı gelecek cumaya.