Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Laiklik ucuzlayınca cesaret kelepir!

Vatan · 18 Mart 2008

Gaflet.

Garabet.

Utanç.

Demokrasi ayıbı.

Kin ve garez ürünü.

Hakimler hükümeti.

Avuçlarını yalayacaklar.

Meclisi kapatın.

Halkı kapatın.

Zil takıp oynamasın.

Ölüm en büyük gerçek, Başsavcı da bilsin.

Sayın seyirciler, yukarıdaki sözler AKP iktidarının Başbakan, eski Meclis Başkanı, bakan ve milletvekili düzeyinde “kamu görevi” yapan sorumlularınca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na ve Başsavcı’nın Türk hukukunun kendisine verdiği yetkiye dayanarak açtığı AKP’yi kapatma davasına dair söyledikleri ve Anayasa Mahkemesi’nde başlayan yargı süreci üzerinde baskı yaratabilecek ifadelerden sadece birkaçıdır.

Eğer Türkiye bir demokrasi olsaydı, bu kişiler “kamu görevi” yaparken yargı süreci üzerinde baskı oluşturmak ve görev başındaki yargı mensubuna dolaylı dolaysız hakaretten, AB’nin üyesi ya da değil, tüm Avrupa demokrasilerinde ağır cezada yargılanırlardı.

Ayrıca, AKP’nin dava süreci başlamışken, davayı ortadan kaldırmak için Anayasa’yı değiştirmeye kalkarlarsa, bu kalkışma için de yargılanırlardı.

Türkiye, olur ya da olmaz, ama AB üye adayı bir ülke. Beyler de demokrasi deyince, herhalde Avrupa’yı anlamalı.

İşte size Avrupalı bir örnek: Fransız Ceza Yasası’nın “AB Adli sürecine, AB üyesi ülkeler adli sürecine, yabancı devletler ve uluslararası mahkemelerdeki adli sürece müdahale” bağlamında evrensel ilan ettiği 5. Bölümde, 432. Madde 1. ve 2. Fıkralarına göre:

“1. Kamu yetkilisi bir kişi, görevinin icrasını yasanın uygulanmasını engellemek üzere önlem almaya kullanırsa, 5 yıl hapis 75 bin Euro para cezasıyla cezalandırılır.

2. Birinci şıktaki hukuku engelleme girişimi sonuç verdiyse, cezası 10 yıl hapis ve 150 bin Euro’ya artırılır.”

435. Madde’nin 13. fıkrasına göreyse: “Ulusal, yabancı ya da uluslararası bir hukuk kurumunun bir yargıcı, mahkeme heyeti üyesini ya da kamusal hukuk hizmeti veren adli kurum temsilcisini, görevini yerine getirdiği ya da görevinden çekildiği için tehdit, hakaret, şiddet ya da herhangi bir yöntemle sindirme ve etkileme girişiminde bulunmak, 10 yıl hapis ve 150 bin Euro para cezasıyla cezalandırılır.”

Bu suçlar Türkiye’de, hem iktidar, hem de bazı muhalefet ve basın mensupları tarafından Cumhuriyet Başsavcısı’na karşı işlenmiş, Anayasa Mahkemesi de dolaylı baskı altına alınmaya teşebbüs edilmiştir.

Basından derlediğim “Bu adam derhal azledilmeli”, “İktidarsızlaştırma teşebbüsü”, “Cüppeli muhtıra”, “Suçluyoruz ve herkesi suçlamaya çağırıyoruz” naraları, bazı gazeteci ve gazetelerin bırakın hukuk devleti ve Türkiye’de hukukun üstünlüğünden ne anladıklarının, evrensel demokrasinin vazgeçilmezi olan “hukuka saygı”yı nasıl ayaklar altına alabildiğinin birkaç örneğidir.

Türkiye’de demokrasi yoktur. Çünkü bu naraları atanlar muktedirleri, muhterisleri ve pek layık oldukları tabanlarıyla, kendi zihinlerinde, davranışlarında demokrasinin eşitlik, eşitliğin ise “hukukun önünde eşitlik” olduğunu anlayamamış, eğer bir hukuk mücadelesi verilecekse o mücadelenin sadece ve sadece yasal çerçevede, yargıya saygıyla gerçekleşebileceğini sindirememişlerdir.

Bırakın demokrat, kuvvetler ayrılığını inkâr ederek, yasaları çiğneyerek adalete savurdukları hakaretler, Başsavcı’ya efelenmelerle falan, anarşist bile sayılmazlar.

Çünkü yargıya kafa tutmak, hukuku hiçe saymak için sadece devlet değil, her tür otoriteye karşı ve otoriteyi inkâr demek olan “anarşi”, cesaret gerektirir.

Oysa bazıları yakışıksız akademisyen, bazıları düpedüz mahalle kabadayısı bu güruhun cesareti, ancak ve ancak laik cumhuriyetin beli silahsız, başı külahsız yargıçlarına hakarete yeter.

Ama türbana ulema, affa kıstas hukukuyla yetiştirilen ve yetişmeyeni de o hukuka oturak yetiştiren bu güruh, şeriat mahkemeleri kurulmaya görsün, sarıklı kadılara müftülere karşı aynı cesaretle dil uzatabilir, kafa tutabilir mi acaba?

Hiç sanmam, çünkü o kadılar şeriata dil uzatanın dilini, kafa tutanın kafasını keser!

Laiklik ucuzlayınca cesareti beleş bulanlara da “şeriatın kestiği parmak acımaz,” demek düşer...

Bırakın şeriatı, kadıyı, mollayı, imamı, bu zevat öz babaya karşı yükselen sesi, basıp tokadı dayakla terbiye eden kültürden gelmemişler midir bizzat?

Baba kayışıyla dövülenlerin, devletin yargı erkine babalanmaları ne menem bir kahramanlıktır?

Devamı yarına.