İspanya kadar susmak mı gerek?
Vatan · 20 Mart 2008
Bir ülkeye demokrasi gelince mi toplum olgunlaşır, yoksa toplum olgunlaşınca mı demokrasi gelir? Söz konusu olgunluktan, elbette siyasal uygarlığı içselleştirmek anlaşılmalıdır. Türkiye’de oldum olası birinci şıkka abanıldı, toplumu demokrasinin olgunlaştıracağı, cahil halkın demokrasi sayesinde siyasal kültür kazanacağı sanıldı. Bugün geldiğimiz noktada, dinci faşizme giden yolların demokrasi çıngarıyla döşendiğine, hukukun üstünlüğünün bizzat o üstünlüğü savunmak durumundaki seçilmiş muktedirler ve muhteris iktidar parazitleri tarafından ayaklar altına alındığına bakılırsa, yanılgı ortada: Ham halkı demokrasi olgunlaştırmıyor. Halkın siyasal anlamda hazır ve olgunlaştığı ülkeler, gerçek demokrasiyi kurabiliyor.
Böyle bir demokratlaşmanın en muhteşem örneği, İspanya 1986’da AB’ye üye olduğunda, benim de ülkedeki üçüncü, gazetecilik mesleğindeki ilk yılımdı. Sekiz yıllık müzakere sürecinde en çok Fransa ve Almanya’nın karşı çıktığı üyeliğin nasıl kıran kırana bir mücadele sonucunda elde edildiğini, defalarca iplerin kopacak kadar gerildiğini ve uçurumun kenarından dönüldüğünü görmüştüm. Diktatör Franko’dan sadece 1976 yılında, o da eceliyle öldüğü için kurtulan İspanya’nın on yılda katettiği yol, inanılmazdı. Franko’nun son soluğuyla sanki bir düğmeye basılmış, kırk yıldır içine kapanan bir ülkenin kapıları açılmış, içeriden güneş gibi bir toplum çıkmıştı. Politikadan sosyale, kültürden medyaya tüm ülkeyi yeniden yaratan devinimde, tabandan tavana ortak bir coşkuyu yaşayan İspanyolların, birbirine en ters düşen saflarda bile paylaştıkları bir nitelik vardı: Olgunluk. Adeta herkes, köylüsünden kentlisine, kralından posta memuruna, politikacısından sanatçısına, her İspanyol, demokrat sıfatını hak etmeye çalışıyordu. Adeta susturuldukları, bastırıldıkları kırk yıl boyunca, çok özledikleri demokrasiye çalışmış, hazırlanmış, özgürlüklerini kazanacakları gün geldiğinde, korumak ve bir daha yitirmemek için nasıl davranacaklarını biliyorlardı.
Yazamadıkları kırk yılı, gizli gizli okumak için kullanmışlardı. Konuşamadıkları kırk yılı, düşünmek için.
Franko’nun Katolik Kilisesi’nin en bağnaz ruhban sınıfıyla el ele, diz dize kurduğu mümin muhafazakâr diktatörlüğün kırk yıl, özgürlükten mahrumiyet için çok uzun bir zamandı. Ama Frankist artıkların hiç de azınlık olmadığı, her ailenin ya cumhuriyetçi, ya falanjist bir şehidin hatırasını taşıdığı ülkede, 600 bin insanın öldüğü bir iç savaşı unutmak için çok kısa... Dolayısıyla kırk yılı düşünerek geçiren İspanyollar, özgürlükçü demokrasiyi ancak “olgunlukla” yaşatabileceklerine karar verdi. Eğer 1976 ile 1978 arası yaşanan çok kritik, çünkü rejimin ne yana gideceği, Kral’ın tavrının “demokratik” olacağı anlaşıldıktan sonra bile ordunun ne yapacağı, “kargalar” diye anılan Katolik papazların sözünden çıkmayan koyu dindar “kuzuların” ne tepki vereceği bilinmeyen süreçte, birileri sorumsuz davranmaya kalksa, ortalık birbirine girer, demokrasi süreci başlamadan biterdi. Zaten Türkiye’ye de bunca yıldır gerçek demokrasi, ne halk, ne de halktan daha demokrat olan aydınlar ve politikacılar hem olgunluk, hem de sorumluluk gösteremedikleri için gelemiyor.
AB bayrağı İspanya semalarına resmen çekildiği gün, elbette görkemli törenler düzenlendi, etkinlikler yapıldı. TV muhabirleri sadece kentleri değil, köyleri dolaşıyor halkın günün anlam ve önemine dair izlenimlerini aktarıyorlardı. Bir röportaj vardı ki hiç unutmadım: Sinek kaydı tıraşı taptaze, ıslak saçlarını özenle taramış, lacilerini çekmiş bir İspanyol köylüsü, temiz görüntüsünü “Hayrola, bayram mı var?” diye soran muhabire, sırtını dikleştirip gururla, “Artık Avrupalıyız, layık olmamız gerek!” diye açıklıyordu. İspanyollar, demokrasiye layık olduklarını da siyasal olgunluklarıyla gösterdi. Gördüğüm kadarıyla bizim politikacılar, henüz İspanyol köylüsünün Avrupa liyakatı evresinde. Sinek kaydı traş olup, lacilerini çeken erkek politikacılar, demokrasiyi hak etmiş sayılıyor. Kadınlar henüz, türban demokrasisiyle çarşaf demokrasisi arasında kararsız... Ne yazık ki olgunluk için, konuşmadan önce susmak gerekiyor. Susmak ve düşünmek.