Ne rövanş ne misilleme kısasa kısastır!
Vatan · 24 Mart 2008
İnsan gülerek ölebilir ve gıdıklamak, bir işkence türüdür. Son günlerde yaşanan vahim gelişmeler, bence Türkiye’de hukuk devletini ve insan haklarını gıdıklayarak demokrasiyi gebertmeyi amaçlıyor!
Diyeceksiniz ki hukuk devleti, insan hakları, demokrasi canlı mıdır ki, insan gibi güldürerek öldürülebilsin. Cevabım, “Evet!”tir. İnsanlar tarafından, insanların uygar, çağdaş, özgür ve eşit yaşaması için kurgulanan bu kavramlar, zaten Türkiye’de insan varlığının bir parçası olamadığı, içselleştirilemediği için, en fazla entel caka satmaya yarıyor, dışarlak yoğruluyor, yakaya façaya takılıyor.
Hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi, insan beyninin öğüttüğü undur.
Kafalarını da içine katıp yoğursalar, yerli ya da yabancı, belki tutacak hamur. Türkiye’de ya elde ya dilde geziyor, gırtlak ve ses borusundan yukarı çıkamıyor.
Son olaylarda, memlekette beyin diye geçinen dalaklar böyle bir üretimi yapamadığı gibi, AKP iktidarını bu kavramları kullanarak savunanların yakalarından aktı, paçalarından pul pul döküldü, pişmemiş demokrasinin çiğ hamuru.
***
Türk basınına Cumhuriyet okulundan yetişmiş bir gazeteciyim ben. Aynı okulda yetişip, bugün İlhan Selçuk ve Cumhuriyet Gazetesi’nin üzerinden hukuk devletini tokatlayan uygulamaları, Güngör Mengi’nin yerdiği gibi “...ama” diye devam eden sahte tarafsızlıkla yeremem.
Tarafım.
İlhan Selçuk ve Cumhuriyet Gazetesi’nin, doğrularıyla yanlışlarıyla Türkiye’de laik bir cumhuriyete inananların matrisi olduğunu düşünüyorum. İster cefasını çekin, ister sefasını sürün, o matrisin eşiğini aşmak, laik cumhuriyete vefayı ezip geçmek olmalı.
İlhan Selçuk’un gözaltına alınış biçimi, yerel hukuka ve evrensel insan haklarına aykırıdır. Mahkemeye bile çıkarılmadan serbest bırakılması ise herkesin, herhangi bir gerekçeyle evi dağıtılıp, içeri alınıp, saatlerce sorguya çekilebileceği gözdağıdır.
İşte bu gözdağı, malumu ilanla Türkiye’nin hukuk devleti olamadığını tescillemiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’ye kapatma davası açtığı cuma akşamından bir hafta sonraki cuma sabahına denk gelen gözaltılar, iki cumanın mübarek raslantısından ibaret değildir. Misilleme olduğu bellidir de, bu misillemenin hukuk adı nedir?
Kısas hukukudur, sayın seyirciler.
İslami hukukun temeli kısas, bir suçluyu işlediği suçun aynısına maruz bırakarak cezalandırmak, başka bir deyişle göze göz, dişe diş adaletidir.
Kafası demokrasiye basmayanlar, yüce devletten söz ederken o yüceliğin şampanya şişesi magnum’dan değil, “Magnus Animus Roma” dan çıktığını elbette bilmez. Oysa çağdaş demokrasi, devletin eşdeğer suç işleyip işlettiği kısastan doğmamıştır. Suçluyu mağdurdan bağımsız yargılama ve suça orantılı standart cezaya dayalı Roma Hukuku geçit vermiştir demokrasiye.
İslami Kısas Hukuku, bir intikam mantığıdır.
Seküler demokrasiyi biçimlendiren Roma Hukuku ise tarafsız adalet mantığı.
Başbakan, adaletten Kısas Hukuku’nu anladığını bir vatandaşın af isteğine “Devlet katili affetmek yetkisine sahip değil. Yetki maktulün ailesine ait” yanıtıyla açıklamıştı.
***
AKP’nin kapatılma davasına aranan kısas, Ergenekon’da bulundu mu, bulunacak mı, henüz bilmiyoruz...
Sözlükte “ergene”ye baktım, maden bulunan yermiş. Başlı başına “kon” diye bir sözcük yok, sadece konmak fiilinde emir kipi var. Yazgülü Aldoğan gibi benim de aklıma Vodafonca bir deyiş düştü:
-Müdürüm ergene konmuş...
-Kondurma!
Kültür yerlerde sürünür, turizm son örneği Bodrum Akyarlar’da olduğu gibi betona gömülürken, peşine koruma ordusu takınca yüzü nurlanıp, Başbakan sırtını sıvazlıyor diye çete uzmanı kesilen Ertuğrul Günay’ın da Ergenekon’daki ilk gözaltılara AKP’nin kapatma davasını kısas gösterdiği düşünülürse...
Herhalde bu ergenede bir maden vardır, ya uçar ya da konar.