Karnından konuşan adam
Vatan · 25 Mart 2008
Türkiye’nin sorunu, kendi kafası, dünya görüşü ve aile yapısında demokrat olamayanların topluma demokrasi getirmesinin imkânsızlığıdır.
Kadının erkeğe eşitliğini, kalça göğüs fazlasına ve idrar yolları eksiğine vurup “n’olamaz” diye düşünen kafalara, eşitliğin benzerlik değil, “hukuk önünde eşitlik” olduğunu anlatamazsınız. Bu kafalarla demokrasi diye tutulan yol da ancak faşizme çıkar.
Dünya yaşamını düzenleyen her tür yasa, kural ve birey saygısını tanımayan bir mantık, iktidara geldiğinde tabii AKP gibi davranır.
Ama Türkiye’nin sorunu, AKP iktidarı değildir.
Türkiye’nin sorunu, AKP iktidarının karşısında bu düşünce yapısına karşı tez işleyen, alternatif sunan ve umut olabilen bir sistematik geliştirilememesidir.
Türkiye’nin birincil sorunu fikirsel ve siyasal alanda AKP iktidarını dengeleyecek muhalefet yokluğudur.
***
AKP’yi kapatma davasından Ergenekon’a uzanan olaylar zincirinde, hepimiz dünyanın Türkiye’de olup bitenlere ne kadar Fransız kaldığını bir kez daha gördük, yabancı basının inanılmaz tarafgirliğine tanık olduk hayretle.
Sorarım size, eğer CHP Sosyalist Enternasyonal’in aktif bir üyesi olsaydı, eğer Deniz Baykal ve ihtiyarlar heyeti Avrupalı meslektaşlarıyla bilgi alışverişinde bulunan, onlar nezdinde tanınan, fikirlerine değer verilen, saygı duyulan bir kadro olsaydı, demokrasi meydanı AKP’ye kalır mıydı Avrupa’da? Avrupa’yla bütünleşmiş bir CHP’nin lideri ve kurmayı, ilk uçağa atlayıp Avrupa’daki sosyal demokrat partilerle el ele, Sosyalist Enternasyonal kürsüsünden haykırsalar AKP’nin Türkiye’yi nereye taşıdığını, belki de bu kadar yalnız bırakılmazdı ülkenin laik demokrat güçleri.
Ama Sayın Baykal ve ekibi, hatta CHP dışındaki sol kanat bile “bağımsızlık” adına gerici, tutucu bir milliyetçilik yapıyor. MHP’den farkları, elbette daha temiz geçmişleri, ezilmişlikleri, çile çekmişlikleri, liberal ekonomi husumetleri ve kendilerine “milliyetçi” değil de “ulusalcı” demeleri. Ama ne daha demokratlar, ne de daha ilerici...
Oysa sosyalizmin de sosyal demokratlığın da olmazsa olmazı, adı üstünde “enternasyonal” açılım.
Bugün, dünyada böyle bir açılımı gerçekleştiren tek demokratik topluluk da AB.
***
Türkiye’nin Atatürk’ten beri yegâne evrensel uygarlık projesi
AB üyeliği, ilericiyim diyen CHP ve sol kanat tarafından reddedilecek ve gerici AKP tarafından mostralık kullanılacak, bu işte bir terslik yok mu?
Küresel bir dünyada yaşıyoruz. Ne en cahil vatandaş, ne de aklı selim sahibi kimse, bunca borç, bunca uluslararası ilişkiler ağı içinde “bağımsız” Türkiye’ye inanır. Zaten ne sosyal, ne ekonomik bir proje olabilir içine kapanan bir Türkiye.
Bugün AB, Türkiye’yi dışlamak için ne engel çıkarıyorsa, AKP’ye güvensizliği ve AKP’nin karşısında destekleyecek “Avrupalı” bir alternatif bulamamasındandır.
Türkiye’nin laik cumhuriyeti, laik cumhuriyeti savunanlar dünyaya açılamadığı, biçtiği değeri dünya ölçüsüne vuramadığı için batıyor.
Deniz Baykal ve ekibi, ne yapıyor laikliği, hukuk devletini ve demokrasiyi savunmak için? Türkiye’de iktidara dava açıyor. AKP yargıdaki kadrolaşmayı tamamlayınca hangi mahkemede neyin davasını gördürecek?
Başka ne yapıyor?
Konuşuyor.
Ne kendi halkı, ne Sosyalist Enternasyonalle bütünleşmiş, AB’ye kapalı ve uluslararası ilişkileri sıfır bir ana muhalefetin ancak kendi koltuğuyla bütünleşebilen lideri ve kilitçi kadroları ne laik cumhuriyeti kurtarabilir, zaten ne de CHP’yi. Ancak konuşurlar. O da karından.
Türkiye’ye yapabilecekleri tek iyilik, Kurultay’da koltuklarını CHP’yi dünyaya açacak bir lider kadrosuna bırakmaktır. AB’nin yakından tanıdığı, güvendiği, saygı duyduğu ve geçmişi geleceğinin, birikimi açılımının göstergesi Prof. Dr. Süheyl Batum’un başkanlık adaylığı, CHP’nin yeniden doğuşuna, dünyaya açılmasına ilk adım olur. Ve tüm sosyal demokratlara çok uzun zamandır bekledikleri umut penceresini açar.
Ey Deniz Baykal bu ülkeyi biraz seviyorsan önce kendinden kurtar!
Gerisi kolay.