Mine G. Kırıkkanat
Vatan · 1 Nisan 2008
Avrupa Birliği’ne açık mektup
01.04.2008
Sayın Olli Rehn ve Sayın Joost Lagendijk, AB Genişlemeden sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi ve Avrupa Parlamentosu Dış İşleri Kurulu Türkiye sorumlusu sıfatıyla, birliğin Türkiye sözcülüğünü sizler yapıyorsunuz.
Kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi’nin iktidardaki AK Parti’ye dair kapatılma davasını kabul etmesiyle başlayan süreci dikkatle izliyor ve hemen değilse yakın zamanda konuya ilişkin “Avrupa görüşü”nü açıklayacaksınız.
Avrupalı ve Avrupacı (sosyolog) bir Türk gazeteci olarak, bu mektubu, size ulaşan bilgilere ek, hatta elinizdeki verilerin bir sağlaması olarak okumanızı saygıyla rica ediyorum.
Sayın yetkililer, Türkiye’deki kapatma davası hakkında görüş açıklamadan önce lütfen kendinize sorun:
AB’ye üye herhangi bir ülkenin bakanlar kurulunda 24 bakandan 21’inin ruhban (clergé) olduğu bir hükümet var mıdır? Hemen tamama yakını diyanete bağlı (ecclésiastique) papaz ve hahamlardan oluşan bir hükümetin, seküler ya da laik devletçiliği savunup izlemesi mümkün müdür?
Türkiye’de, sayın yetkililer, Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta, hükümeti, hatta meclisi oluşturan çoğunluk, orta öğretimlerini ülkedeki 100 binden fazla cami ve mescide imam, hafız ve hatip yetiştiren İHL’lerde yapmış olup, diplomalı din adamlarıdır. Bazılarının yüksek öğretimi de üniversiter düzeyde ilahiyattır.
AB’ye üye herhangi bir ülkenin başbakanı, Vatikan’ı içeren İtalya dahil, konuşmalarında İncil, Tevrat ya da başka bir kutsal kitaba göndermeler yapar mı? Seküler devletin mahkeme kararına karşı ilahi hukuku örnek gösterip, din kurallarını referans alabilir mı?
Türkiye’de sayın yetkililer, dinci bir katilin zaten kana bulayıp bir yargıcını öldürdüğü Danıştay Mahkemesi’nin bir kararına karşı “ulema cevazı” çıkarılmakta, siyasal söylevler Kur’an’dan ayetlerle süslenmekte ve zaten AKP’ye kapatma davası, Sayın Başbakan Erdoğan tarafından son günlerde sık sık Kur’an’daki “Araf Suresi” yle kınanmaktadır.
AB’ye üye bir ülkede, elbette 24 parti kapatılmaz, 25’inciyi kapatmak için de kollar sıvanmaz. Ama soruyu bir de şöyle sorun:
AB’ye üye bir ülkede 17 parti hukuksal ve teknik eksikliklerle, 7’si de rejim yıkmak için kurulur mu?
Cevabı için, Türkiye’nin üç ay bile dayanmayan kaldırımlarına bakmanızı rica ediyorum: Komik gelebilir, ama Türkiye’de “sağlam” kurulan hiçbir şey yok gibidir, siyasal partileri de kaldırımlarıyla benzerlik arzeder. Rejimi yıkmak için kurulan partilerin çokluğunu da, Türkiye’deki yasasız inşaatların ezici sayısına karşı yasal inşaatların azınlık durumuyla karşılaştırabilirsiniz.
Oysa, bu kapatma davası hakkında asıl bilmeniz gereken şudur:
AİHM, Türk iç hukukunda parti kapatma davalarının çok kolay açıldığına dikkat çekerek, Türkiye’deki yasama organına (meclise) “ara çözümler, ara formüller” üretmesini önermişti.
Beş yıllık AKP iktidarı, meclisteki ezici çoğunluğuna karşı beş yılda ne bu ara çözüm/ara formülleri üretti, ne yasayı değiştirdi. Üstelik, sayın yetkililer, hazırlattığı yeni Anayasa taslağında da, partileri kolay kapattıran 38. Madde, olduğu gibi duruyor!
Neden, diye merak ederseniz, size ancak kendi cevabımı verebilirim: Partilerin kapatılmasını önlemek yerine kadınların kafasını kapatmakla uğraşmayı tercih ettiler!
Bu tercih ve seküler hukuka karşı şer’i hukuku özümseyen zihniyet, üniversitelerden polis kadrolarına, devlet işlerinin tüm yönetim katlarına yetenek / birikim liyakatıyla değil, dini referanslarla atamaları inanılmaz boyutlara ulaştırdı.
Size son sorum, bir toplumun yarısını, diğer yarısından ayıran, saklayan ve ezen, üstelik bu ayrımcılığı “Kutsal kitap böyle yazıyor!” gerekçesiyle hayata geçiren bir zihniyetin ne kadar demokrat sayılıp, demokrasiden ne anladığı olacaktır.
AKP’nin beş yıllık iktidarında, mostralık kadın milletvekillerinden sadece biri, o da “kadın ve aileden sorumlu” bakan olarak 24 üyeli hükümete girebilmiştir.
Oysa Türkiye’de TÜSİAD Başkanı bir kadındır. Başta Sabancı Holding, en başarılı ekonomi kuruluşlarının başında da kadınlar vardır.
Kapatılma davası hakkında açıklama yapmadan önce, bütün bunları iyi düşünün. Eğer Türkiye’nin her şeye rağmen yarısını oluşturan laik cumhuriyetten yana nüfusuna söyleyeceğiniz bir şey yoksa, söylemeyin, susun. Bırakın da biz ülkemizi karanlıklara karşı, her zamanki gibi yardımsız ve yalnız savunalım.
Saygılarımla.