Aptallık ölümcüldür
Vatan · 10 Nisan 2008
Son günlerde kendimden pek hoşnutum ve çok şanslı biri olduğumu düşünüyorum. Bunun nedeni, siz bu satırları okuyanlarsınız. Türkiye’de her alanda pek çok köşe yazarı var, fakat kaç yazar benim sahip olduğum “hazine”, bu yoğunlukta bir okur kalitesiyle övünebilir, bilmiyorum.
Çelimsiz enseme rağmen her işimi kendim yapmak zorundayım ve bir süredir sizlerden gelen mesajları yanıtsız bırakıyor ama hepsini dikkatle okuyorum ve gönderdiğiniz analizlerin, yaptığınız eleştirilerin, bilgi birikim düzeyini gösteren mantığına, zekâsına hayran kalıyorum.
Sağolun, varolun, ufkumdan eksilmeyin.
Seçkinliğinizle övünüyorum.
Bergül Uz isimli okurum, tam da bu yaraya parmak basmış, Türkiye’de yerden yere vurulan “seçkin”ler konusunda küçük bir araştırma yapmış.
“TDK sözlüğünde, seçkin kelimesinin anlamı, benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, mümtaz, güzide, mutena, elit, diye veriliyor” diyor Bergül Uz ve devam ediyor:
“Ne var ki bu günlerde seçkin ve elit kelimeleri, özellikle sol görüşlü aydınları hedef alan birer hakaret olarak kullanılıyor. Üstün nitelikli, mümtaz ve güzide kişilere hakaret etmek yerine, aynı özelliklere sahip olmak için çalışmak gerekmez mi? Eğer ben çevremde seçkin kabul edilirsem, bundan ancak gurur duyabilirim. Seçkin olmak nasıl hakarete dönüştü, anlayamıyorum!”
Oysa ben çok iyi anlıyorum sevgili okurlar.
Türkiye’de bilgi, birikim, kültür demek olan seçkinlik, züppelik gibi algılanıp aşağılanmasaydı, her kuşak Amerika’yı yeniden keşfetmek; ateşin yaktığını, suyun boğduğunu, elektriğin çarptığını ve cehaletin öldürdüğünü, yanarak, boğularak, çarpılarak, bazen de ölerek öğrenmek zorunda kalmazdı.
Akdeniz Üniversitesi’nde sahneye konulan kanlı karışıklık, çok iyi biliyoruz ki bu üniversitenin gericiliğe “hayır” diyen ve aydın duruşuyla karanlığa kafa tutan rektörünü “nötralize” etmeye yönelik bir tezgâhtır. Gericibaşının kim olduğunu ve nerede konuşlandığını hatırlayın, Memati kılıklı o eli tabancalı provokatörü kimin kullandığını da bulursunuz.
Dün aynı tezgâh, Van Üniversitesi Rektörü’ne karşı kuruldu, bugün Akdeniz Üniversitesi Rektörü’ne... Yarın, sırada iktidara kafa tutan rektörlerin üniversiteleri var.
Tezgâhı biliyoruz da, benim şaştığım 1970’lerden 2008’e, Türkiye’yi karıştırmak isteyenlerin, temcit pilavı gibi hep aynı senaryoyu sahneye koymaları, repliklerin tozunu almak bir yana, imaj değiştirmek zorunda bile hissetmemeleri kendilerini.
Silahlar aynı, provokatörler aynı, provokasyon alanı aynı, bahane aynı bahane, zaten gerek tetikçi, gerekse hedef tahtası olarak kullanılan gençler de 1980’lerden fırlamış gibi. Ne kafalarında, ne düşünce yapılarında 30 yıl öncesine oranla en küçük bir değişiklik var.
Özetle, “dejavu” bir hortlak filmi bile değil, bitmek bilmeyen bir hortlak dizisi çevriliyor Türkiye’de.
İşin kötüsü, gerçek insanlar gerçek tabancalar ateşliyor, yine gerçek insanlar ölecek, gına getiren bu kanlı dizide.
Oysa...
Ateşe yakmamak öğretilmez. Ama ateşte yananın, bir daha yanmamak için ateşe dokunmamayı öğrenmesi mümkündür. Türkiye’de yeni kuşakların, önceki kuşakların yandığı yangınlarda heba olmaması için onlara yakın tarihi öğretmek gerekirdi. Eğer Türkiye’de, ayaklar baş olmasa ve seçkinlerin sayısı, satılık vasatlar ve seçilmiş cahillerden fazla olsaydı, gençliğe bilgi aktarması gerekenler, unutmamakla başlayıp yakın tarih üzerinde düşünüp düşündürseler kendilerinden sonra gelen kuşaklara, bugün hiçbir düzeyde bu noktada olmazdı toplum.
Başka bir deyişle, bilgi ve birikim züppelik sayılmasaydı, halka yakınlık bilgisizlikle özdeşleşmeseydi, Türkiye 30 yıldan beri aynı hortlak dizisinin sahnesine çıkarılamazdı.
Ateş yakar, su boğar, elektrik çarpar, silah vurur, ama asıl aptallık öldürür! Bu değişmez gerçeği her kuşakta deneyerek öğrenmek zorunda kalan bir toplum, en kaba provokasyonlara ve en iğrenç manipülasyonlara bile bağışıksızdır.
Bu hafta Kiosk’ta, Fransız gazeteci Jerome Bastion ve Belçikalı gazeteci Dirk Vermeiren’le “68 Mayısı”nın 40. yıldönümünde, sloganları eskitilemeyen bu muhteşem gençlik rüzgârının dünyaya armağan ettiği kültür mirası, 13 Nisan Pazar saat 18.00’de Kanaltürk ekranlarında esecek. İzleyin, ferahlayın.