Türkiye’nin kelle fotoğrafı
Vatan · 22 Nisan 2008
Bir saat sarkacının monoton devinimi gibi düzenli aralıklarla gözlerimizin önünden akan korkunç haberlerin, normalde kamuoyunu irkilterek uyarması gerekir. Çünkü bu korkunç haberler, daha büyük bir dehşetin, bulaşıcı ve yayılmacı bir toplumsal bozukluğun işaret fişekleridir.
Ama böyle olmuyor. Korkunç haberler çoğalıp sıklaştıkça, bir saat sarkacının monoton devinimiyle hipnotize olur gibi alışıyor, tepkisizleşiyor ve uyukluyoruz.
Oysa gün, bazen saat geçmiyor ki 84 ya da 94’lük bir nine, bazen bir köpek, bazen keçi ve koyun, hatta tavuk!!! tecavüze uğramasın, bir kadın “reddetti” diye öldürülmesin, bir çocuğun bazen kendi babası, amcası vb. tarafından ırzına geçilmesin, karı sevgilisiyle bir olup kocasını, koca metresiyle bir olup karısını doğramasın, velhasılı cinsel içerikli bir suç işlenmesin.
***
Türkiye’nin cinsellikle bir sorunu var.
Hatta insanları nasıl canavarlaştırdığı düşünülecek olursa, Türk toplumunu kemiren psişik sorunun, cinsel olduğunu söyleyebiliriz.
Cinsellik, yemek yemek, su içmek, uyumak gibi canlının hayatta kalmak için kurgulandığı doğal programlardan biri, içgüdüsel bir ihtiyaçtır.
Açlığı, doyumsuzluk ya da yetersizlik korkusu, tıpkı yemek açlığı çeker gibi saldırganlaştırır, insanı insanlığından çıkarır.
Canavarlaşmak diyorum, çünkü bu saldırganlığın insanın hayvanlarla ortak iç güdüleriyle bile ilgisi yoktur.
En vahşi türleri bile dişi hazır olmadığı sürece çiftleşemeyen hayvanlar arasında “tecavüz” ne vardır, ne de mümkündür.
Tüm canlılar arasında zorla cinsel ilişkiye girmek ve zaten cinsel gerekçeyle öldürmek, yalnızca insanlara özgü bir canavarlaşmadır.
Neden?
Çünkü işin içine insanın hayvandan daha gelişmiş beyni, dolayısıyla cinsel zorbalığı ve sonuçlarını kurgulayabilen düşünce fonksiyonu girer, bu fonksiyon da sorunlu olunca, ortaya başka hiçbir canlının dönüşemeyeceği canavarlar çıkar.
Tam da bu yüzden psişik, yani beyinsel bir sorundur, cinsel saldırganlık ve şiddet.
Psişik olduğu için de yansımaları cinsel alanla sınırlı kalmaz, kişinin tüm davranışlarını etkiler.
Türkiye’deki durumun vahameti, cinsel sorunlu psişik yapının bireysel olmaktan çıkıp, toplumsallaşmasıdır.
Türkiye’nin Dünya Ekonomik Forumu raporunda kadınlara en kötü davranan 10 ve 9’u Müslüman ülkeler arasında yer alması, herhalde sözünü ettiğim cinsel sorunlu toplumsallıktan bağımsız bir saptama değil!
***
Zaten ne Meclis’te sonuncusu geçen hafta yaşanan (Kamer Genç’i) linç girişimleri, ne futbol sahalarında görülen ve işitilen şiddet de bu toplumsal cinnete yabancı.
Türkiye, sürücülerin arabalarında demir çubuktan balta sapına en çok silah taşıdığı ülke. Trafik anlaşmazlıklarında en çok cinayet de ABD’de bile değil, bizim ülkemizde işleniyor.
İddia ediyorum ki salt erkekleri sarmalayan bu şiddet eğiliminde, cinsel açlığın, yetersizliğin ve güvensizliğin toplumsal yansıması vardır!
Kuşadası’ndaki Mihr tarikatı konferansında “Allah’ın istediği standartlarda” yönetilmesi talep edilen Türkiye, Alman moda tasarımcısı Heide Beck’in “yeşil sosyete”ye sunduğu tesettür defilesinde bulunmuş mudur, bilmiyorum.
Fileli çorap geçirilmiş bacaklarını açıp, kafasını kapatan kadınlarla, erkek erkeğe oturup o kadınlara bakan takkeli sakallılar, yok podyumda sema gösterisiydi, yok ellerini Allah’a yakarır gibi açıp kırıta kırıta yürümek defilesiydi derken, bir istek ifade ediyorlar, ama ne?
Kavgalı eşine cep telefonuyla “Zaten sen sıkışınca konuyu değiştiriyorsun,” mesajı gönderince “ı” harfinin “i” çıkması yüzünden 5 kişinin ölüp öldürüldüğü bir ülkede, cinsel sorunlu psikoloji, elbette bireyleri aşmış, toplumsallaşmış, demektir.
Bu durumda hakaret kabul edilenin aslında gizli bir açlık, haramın da “kedi uzanamadığı ciğere pis der,” sözünü doğru çıkaran bir yemeklik olduğu ileri sürülebilir.
Böylece Türkiye’nin kelle fotoğrafı da hep arap çıkmaktadır.