Kırk yıl önce bugünlerde...
Vatan · 28 Nisan 2008
1968 yılında gençler, birbirinden binlerce kilometre uzakta ve hatta habersiz ülkelerde, aynı anda dünyayı değiştirebileceklerini düşündü ve tarihin akışını durduramasalar bile, yönünü değiştirdi.
Hiçbir devrim, hiçbir savaş 1968 yılında yerküreyi, birbirine bağlanmış barut fıçıları patlar gibi saran isyan dalgasına yol açmadı ve bu isyan dalgasının fitilini, her ülkede gençler ateşledi.
Başka bir deyişle 1968, delikanlı bir yıldı.
Ülkeden ülkeye ideolojik öncelikleri değişiyordu, ama ne internet, ne de cep telefonunun henüz olduğu bir dünyada, tüm gençler âdeta telepatiyle aynı temel isteme kilitlenmişlerdi: Özgürlük.
Sevişmekte özgürlük, konuşmakta özgürlük, tüm din, ahlak, toplum, devlet, dolayısıyla düzen kurallarından azade, tam ve mutlak özgürlük, kısaca yaşamak özgürlüğü istiyorlardı.
Böyle bir özgürlük, elbette din, devlet ve toplum düzenini yıkarak gerçekleştirilebilirdi.
Oyunun kurallarını değiştirmek, ancak “tabula rasa”, yani masayı sıyırıp baştan kurmaktan geçiyordu. Eğer üstündeki örtüyü çekmek oyun taşlarını düşürmeye yetmezse, masayı devirmek de opsiyonlar arasındı.
Çekoslovakya’da komünizm, Meksika’da faşizm bunaltıyordu gençleri. Fransa, İtalya, Almanya’da tüketim toplumu, Türkiye’de ise geri kalmışlık... Birileri diktatörlükten kurtulmak isterken, ötekiler demokrasiyi sallıyor, taban tabana zıt gerekçelerle ayaklanıyor, ama isyanlar domino taşları gibi birbirini tetikliyordu, çünkü amacı içinde taşıyan değişim ve özgürlük özlemi aynıydı!
Bütün ayaklanmaların ortak sloganı “US Go Home” olup, uzlaşma alanı Vietnam Savaşı karşıtlığıydı.
Start, 1968 yılı şubat ayında Kaliforniya’da yüz binlerce liseli ve üniversitelinin, zaman zaman polisle çatıştıkları öğrenci greviyle verildi. San Diego’da 4 öğrencinin polis tarafından öldürülmesiyle, Angela Davis ve “Black Panters” örgütü muazzam bir gösteri düzenledi.
22 Mart’ta, Paris Nanterre Üniversitesi’nin kulesi, Daniel Cohn Bendit önderliğindeki anarşist öğrenciler tarafından işgal edildi. Grup, hem ABD’nin Vietnam Savaşı’nı protesto ediyor, hem de üniversitenin kızlar yatakhanesine erkeklerin serbestçe girmesini talep ediyorlardı. Madem doğum kontrol hapı vardı, cinsel özgürlük de olmalıydı!
4 Nisan’da Memphis’te Barış Nobel’li papaz Martin Luther King’in bir beyaz tarafından öldürülmesi, Washington dahil ABD eyaletlerinde zencilerin kanlı ayaklanmasına yol açtı.
1 Mayıs 1968’de Paris’te işçi sendikaları, Komünist Parti ve Sosyalist Parti üyeleri 14 yıllık bir aradan sonra İşçi Bayramı’nı birlikte kutladı. Tüm dünyadan gelen işçi delegasyonlarının yanısıra Kuzey Vietnamlıların kızıl bayrakla katıldığı bir gösteri yürüyüşü yapıldı. Göstericiler Enternasyonal marşının eşliğinde Paris’te 1789 devriminin iki sembolü, Bastille meydanından Cumhuriyet meydanına yürüdüler. Bir milyon kişinin katıldığı yürüyüş, genelinde sakin geçerken, gösteriye siyah bayraklarla katılmak isteyen anarşist öğrenci gruplarıyla kızıl bayrakla yürüyen komünist işçiler arasında arbede yaşandı.
Aynı gün ve aylarda, Aleksandr Dubček’in “güleryüzlü sosyalizm” vaat ettiği Çekoslovakya’da “Prag Baharı” yaşanıyordu. Üniversiteler yepyeni bir özgürlük duygusuyla dolup taşıyor, gençler konuşuyor, yazıyor ve sokaklardan kahvelere, demokratik umutlara yelken açıyorlardı. Genç tiyatro yazarı Vaclav Havel, o günlerde Prag ile Paris arasındaki farkı, “Biz komünizmden çıkmak, onlar girmek istiyordu,” diye açıklayacaktı.
Saptaması kısmen doğruydu, kısmen yanlış. Çünkü Fransa’daki gençlik hareketi, hiç komünist olmayıp komünist işçi sendikaları tarafından torpillendi. Ayaklanmaların başladığı üniversitelerde, öğrencilerin çoğu özgürlükten başka hiç bir istem içinde değildi, anarşist liderleri vardı, ama onlar zaten her düzeneğe karşıydı.
Şenlik, 3 Mayıs’ta başladı.
Devamı yarına.