Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Kırk yıl önce, yarınlarda...

Vatan · 30 Nisan 2008

Kaç köşe yazarı, bir makalesinin kehanet kabul edilmesi ve 40 yıl sonra aynı sütunlarda yeniden yayınlanmasıyla övünebilir?

Le Monde Gazetesi yazarı Pierre Viansson Ponte, Mayıs 68 Devrimi diye anılacak ayaklanmalar başlamadan sadece on beş gün önce kaleme aldığı “Fransa sıkılınca...” başlıklı makalede: “Gençlik sıkılıyor. İspanya, İtalya, Belçika, Cezayir, Amerika, Japonya, Mısır, Almanya, hatta Polonya’da sokaklara dökülüyor, dövüşüyorlar. Fransa’da delikanlı istekleri henüz kızlar yatakhanesine girebilmek, yani insan haklarıyla sınırlı,” diyor, ancak sıkılan Fransa’yı pek tekin bulmuyor, hayal gücünü aşacak bir çılgınlığın uzakta olmadığını haber veriyordu.

Fransa gençliği, Ponte’nin yüzünü kara çıkarmadı. Saydığı ülkelerden daha sonra başlayan ayaklanma, hepsinden daha şiddetli oldu.

Ne gariptir ki, dünyada Türkiye ile Meksika’nın başı çektiği bir kan banyosunda, binlerce insanın hayatına mal olan, çünkü silahlı örgütlenmeye geçit veren gençlik ayaklanmaları ideolojikti ve bu ülkelerden hiçbirinde düzen değişmedi.

Sarsıldı, ama değişmedi.

Oysa tüm ideolojileri aşan Fransa’daki ayaklanmalarda, hepi topu 1 öğrenci ezilerek ve 1 polis kaza kurşunuyla öldü. Belki de katliamla bastırılmadığı içindir ki halkın katılımıyla kitle hareketine dönüştü, ülkenin altı üstüne gelmesine karşın gençlik silahlı örgüt tuzağına düşmedi; ama düzen de değişti, zihniyetler de.

Bugün Mayıs 68, Fransa’yı yeni baştan yaratan kadın erkek ilişkilerinin, cinsellikte eşitliğin, ifade özgürlüğünün, kadın ve eşcinsel haklarının söke söke alındığı, Kilise baskısından tozlu bir ahlaka tüm kuralların tuzla buz olduğu bir tarih dönemeci olarak anılmaktadır.

***

Çatışmalar 3 Mayıs 1968’de başladı.

Sorbonne Üniversitesi’ni işgal eden öğrenciler polisle karşı karşıya geldi. Bilanço 596 gözaltı, 100 yaralıydı. 6 Mayıs’ta düzenlenen yürüyüş, 422 öğrencinin gözaltına alınması, 627 öğrenci ve 345 polisin yaralanmasıyla sonuçlandı. Ertesi gün Fransa’daki bütün üniversiteler aynı anda patladı ve bakanlığın emriyle hepsi kapatıldı.

10 Mayıs’ta Paris, bir yüzyıl önceki “Komün” manzarasına bürünmüştü.

Gece boyunca “Kaldırımların altı plaj” sloganıyla Quartier Latin mahallesindeki Arnavut kaldırımlarını söken öğrenciler, 60 barikat kurdular ve barikatları kaldırmaya gelen binlerce polisle, gaz bombalarına karşı kaldırım taşları, molotof kokteylleriyle sabaha kadar dövüştüler: 367 ağır yaralıdan 251’i polisti.

13 Mayıs’ta, işçi sendikaları genel greve gitti. Yurt çapında milyonlarca öğrenci, işçi, köylü, aydınların katıldığı gösterilerle sokağa döküldü.

20 Mayıs’ta 10 milyon işçi ve memur grevdeydi.

Fransa’da hayat durdu. Bütün fabrikalar, üniversiteler, iş yerleri, hatta Odeon tiyatrosu işgal altında, bankalar kapanmıştı. Trenler, uçaklar çalışmıyor ama şehirlerarası yollar tıklım tıklımdı: Zenginler kaçıyordu. Kimi kentlerden uzak dağ köylerine, kimi sınır dışı, komşu ülkelere.

24 Mayıs’ta Borsa yakıldı!

29 Mayıs’ta Bakanlar Kurulu iptal edildi ve Cumhurbaşkanı De Gaulle, kayıplara karıştı...

Devamı cumaya...

*****

Zekâ orantısında boy farkı:

Fransa 1968 Mayıs ayaklanmasını “katliamsız” atlatmayı zamanın valilerine borçludur ve özellikle Paris Valisi Maurice Grimaud’yu, bugün “kan banyosunu önleyen adam” olarak saygıyla anmaktadır.

Türkiye’de ise kan banyoları, hep demokratik hakkı korumak yerine yasaklamakla önlenmeye çalışıldı ve başarılamadı.

Bakıyorum, 1970’lerden bugüne kafa hiç değişmemiş.

İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs’ta “Taksim’de direnene orantılı güç” vaat ediyor. Taksim Meydanı’nı korumak yerine yasaklıyor. Yine haksızı önlemek yerine haklıya sopa gösteriliyor!

Bizim ülkemizde asla halk hareketine dönüşmeyen ve zaten isyanla ilgisi bile olmayan en masum gösteri yürüyüşlerinin kana bulanmasıyla, Fransa’daki devasa kalkışmanın “cinayetsiz” atlatılması arasındaki fark, “orantılı güç” değil, “orantılı zekâdır.

İstanbul Valisi Güler’in çapına orantılı zekâsı da demokratik hakkı yine korumaya değil, ancak yasaklamaya yetmektedir!