Yolundan dönmeyen bir kadın
Vatan · 3 Temmuz 2008
Türkiye’de, yolsuzluğa yolsuzluk diyoruz. Zaten boğazımıza kadar içine batmışız, anlamını biliyoruz. İyi de, ‘yolsuzluk’ sözcüğünün karşıtı ne güzel dilimizde?
‘Yollu’ olması gerekmez mi? Heyhat! Yollu, hafifmeşrep demektir indimizde. Özellikle kadınlar nezdinde.
Peki nasıl anlatıyoruz, herhangi bir ortam ve mercide ‘yolsuzluk’ yokluğunu? Valla ben hiç duymadım, siz duydunuz mu?
Ahlaksızın tersi ahlaklı. Namussuzun tersi namuslu. Üçkağıtçının dürüst de, yolsuza ve yolsuzluğa gelince, ‘yolsuzluk karşıtı’ söylemiyle yetiniyoruz...
Demek ki gerek duyulmamış, çünkü yok!
Altı yıl önce yayınlanan “Yolda bir kadın” başlıklı yazım (Radikal, 27. 02. 2002) yukarıdaki sözlerle başlıyordu ve ülkesini yolsuzluktan temizlemek için kollarını sıvayan bir cesur kadın, Kolombiya’daki FARC gerillaları tarafından kaçırılan Ingrid Betancourt’un adı, Türk basınında ilk kez bu yazıyla anıldı.
Ingrid Betancourt, önceki gece sabaha karşı beşi Amerikalı, toplam 14 tutsakla birlikte FARC’ın elinden kurtarıldı. Hem de ne kurtarılış...
Kolombiya, dünyanın en yolsuz ve yoz ülkelerinden biri. Kokain üretimi, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı baronları, satılmış politikacılar ve bir avuç Karun kadar zengine karşı yüzde 90’ı açlık sınırında yoksuluyla, bir devlet parodisi.
Devlet bu olunca, rejimi yıkmak isteyenlerin sayısı ve gücü de doğru orantılı tabii. Marksist Leninist FARC, çağdaş tarihin en eski terör örgütü. 17 bin kişilik bir gerilla ordusu var. Kolombiya topraklarının üçte biri kontrolu altında ve gerek ordu beslemek, gerekse kontrol ettiği bölgeleri yaşatmak için bir sanayi geliştirdi: Rehine Ticareti. Halen elinde tuttuğu rehine sayısı 1600 civarında. Örgüt, aralarında pek çok yabancının da bulunduğu ‘esir’lerini, ailelerine, yabancı devletlere ve yerel hükümete ‘satarak’ geçimini sağlıyor.
Fransız/Kolombiyalı çifte vatandaşlık sahibi Ingrid Betancourt, FARC tarafından kaçırıldığında Kolombiya’da kurduğu Oksijen Partisi’nin Başkanı ve milletvekiliydi. Eğer salt Kolombiyalı olsaydı, kaderi 1600 rehineden farklı olmayacak, para karşılığı (belki de daha çabuk) serbest bırakılacaktı.
Ama öyle olmadı.
Fransa’da kurulan destek komiteleri, önce medyayı, ardından politikacıları ite ite Ingrid Betancourt’un “rehine çilesi”ni dünyaya duyurdular. Altı yılın ilk üç yılında hemen hiç bir ilerleme kaydedilmedi. Derken bir gün Paris Belediye Sarayı’nın cephesine Ingrid Betancourt’un dev bir portresi asıldı. İnsanlar gece gündüz, önünde toplanmaya başladılar. İnsanlar toplanınca medya geldi, medya gelince, politikacılar boy gösterdi. Kolombiyalı milletvekilini FARC’ın elinden kurtarmak, Fransa’nın uluslararası önceliklerinde bir numaraya yükseldi.
Nicolas Sarkozy, Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez, kolları sıvadı. ABD, İsviçre, Venezuela ve Arjantin devlet başkanlarını davaya ortak edip Kolombiya Devlet Başkanı Uribe’yi bir şekilde, işe el atmaya zorladı.
Önceki gece gerçekleştirilen operasyon, aylarca süren bir hazırlığın James Bond’vari sonucu: Kolombiya devlet ordusu gizli servisleri, ülkedeki ekvator ormanlarına dağınık FARC birimlerinden Ingrid Betancourt’un tutulduğu gerilla koluna sızmış... Yaşlı gerilla komutan Sezar, sanki FARC lideri Alfonso Cano’nun emriymiş gibi elindeki rehineleri teröristlerin ‘genelkurmay’ karargâhına, bir sivil toplum örgütüne ait helikopterle nakletmeye ikna edilmiş... İhtiyar Sezar, sivil toplum örgütünün sahte, helikopterin de Kolombiya ordusuna ait ve resmisinden komando dolu olduğunu, rehinelerle birlikte binince anlamış ancak!
Şah ve Mat adı verilen bu operasyonla, şiddet kullanılması halinde ilk iş rehineleri öldürmekle tehdit eden FARC’ın elinden, tek kişinin burnu kanamadan 15 rehine kurtarılmış oluyor. Gerilla komutanı ve birimin tutuklanması da cabası.
Ingrid Betancourt, bir süreden beri Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe’den sonra ülkenin en popüler ikinci şahsiyeti. Uribe, belki de gelecekte kendisine rakip olacak başkan adayını kurtardı!
Bakalım Kolombiya’nın kurtarıcısı hangisi olacak?