Ruhsatsız demokrasi (2)
Vatan · 15 Temmuz 2008
Türkiye, dünya haritasında Asya ile Avrupa kıtası arasındaki tek demokratikimsi ülke olup, zaten koskoca Asya kıtasında demokrasiden yalnızca Japonya ve epeyce eksikle Hindistan’da söz edilebilir.
Batı sınır komşularımıza tarihsel gücenikliğimiz bir yandan, Doğu ve Güneydoğu’ya açılan pencerelerden demokrasiden başka her şey girdiği gerçeği öte yandan, Türkiye’nin bölgedeki benzersiz yalnızlığına rağmen demokrasi arayışı, aslında takdir edilesi bir iradedir.
Ancak yakındaki bir örnekle dayanışmayı imkânsız kılan bu yalnızlık, tabii ki gerçek bir demokrasiyi geciktirmekte, daha da kötüsü, ölçü yokluğunda demokrasi şablonunu da çarpıtmaktadır.
Örneğin bir parlamentonun silahlanması, herhalde demokrasi demek değildir. Bu durumda, Türk milletvekillerinin tabancalanmaya gösterdiği rağbet, demokrasiyi gerçekleştirecek zihniyetin de pek demokrat olmadığını gösterir.
Dünyanın hiçbir demokrasisinde, her üç milletvekilinden ikisi silahlı bir parlamentoya rastlanmaz. Hele tabancasını beline takıp milletin arasında dolaşan vekile, hiç rastlanmaz. Bırakın demokrasiyi, Rusya gibi yarı faşist, Çin gibi komünist ülkelerde bile yoktur. Çünkü tabancayı beline takıp dolaşacak kişinin ya mahalle bekçisi seçilmiş olması gerekir ya güvenlik görevlisi. Milletvekili değil.
Oysa TBBM’de, tam 370 milletvekili ruhsatlı silah sahibidir. Ve pek çoğu, eskiden bedava dağıtıldığından, halen vekil ayrıcalığıyla ’ucuza’ kapattıkları için, birden fazla silah sahibidir. Ceketini yellendirdiğinde kabzası görünecek biçimde silahlı, milletin arasına dalanlar olduğu gibi, meclisin ortasında tabancasını düşürenler, düğünlerde havaya ateş açanlar ve gerilimli oturumlarda rakip milletvekiline tabanca çekenler de yok sayılmaz.
Hep merak etmişimdir: Acaba milletvekillerini bekleyen tehlike nedir ve hangi düşmana karşı silahlanırlar?
Siz hiç bir terörist tarafından ya da suikastta falan öldürülen milletvekili gördünüz mü? Ölenler ya trafik kazasında ya da eceliyle ölüyor. Öyleyse kimden korkuyorlar? Milletten mi, devletten mi? Millete karşı kendilerini mi koruyacaklar, yoksa devleti mi? Böylesi biraz tuhaf olmaz mı? Yoksa devlete karşı millleti savunmak için mi silah çekecekler icabında?
Herhangi bir darbe girişiminde, silahlı güçler parlamentoyu bastıklarında dövüşecek olsalar, bu ülkede üç darbe yapıldı, hiçbir milletvekilinin demokratik rejimi savunmak için silaha sarıldığını görmedim ben. Siz gördünüz mü? Hepsi emir komuta disiplini içinde, tıpış tıpış boşalttılar meclis koltuklarını...
Yani barış zamanı belde tabanca dolaştıran racon, demokrasi kahramanlığına hiç dönüşmedi, bu parlamentonun çatısı altında.
İşte Ergenekon iddianamesinin ana hatları, önceki gün böyle bir ülkede, sanki demokrasi rejimi, kendisini yıkmak isteyen teröristlere karşı büyük bir hukuk mücadelesine girmiş gibi açıklandı.
Benim zekâ sınırlarımı tamamen aşan ve zaten haddimden taşan bu vehamet ötesi iddianameden küçük aklımda kalanlar şunlar oldu:
Ortada biri tutukluyken kanserden ölmüş, öteki siroz olup karaciğer nakli bekleyen, beriki düşüp kafası sarsılan, sağlıklı kalanların çoğu da ahı gitmiş vahı kalmış ak saçlılardan oluşan 85 sanık var. Dosya 2 bin 500 sayfa olduğuna göre, kişi başına yaklaşık 30 sayfalık iddia paketi düşüyor. Hiçbirini tanımıyorum, kimseye kefil olmam doğrusu. Ama vallahi bu yaşta, bu hastalıklı ihtiyarların bu suç performansı bana epeyce doping gerektirir gibi görünüyor.
Öte yandan, iddianamenin ana hatlarına kuşbakışı durum, tam Machiavelli’lik!
Yıllarca Abdullah Öcalan’a karşı savaşan komutanların, Apo’nun hüküm giydiği suçtan yargılanması gerekiyor.
Mustafa Balbay ve İlhan Selçuk, kendi gazetelerini bombalamış oluyorlar.
Bir zamanlar devlet sırlarının teslim edilip, saklanmasından sorumlu kılınanlar, emekli olduktan sonra bu sırları saklamakla suçlanıyorlar.
Zaten Ergenekon’da değil, Agarta’da örgütlenip Danıştay’ı vurmuş olmak ihtimalleri var. ABD Başkonsolosluğu’na saldırıdan önce, yarı finalde Almanların attığı son dakika golünü de planlamış olabilirler.
Yargı görevini yapacak. Hepsinin hesabını verecekler, tek tek.
Ne yazık ya da iyi ki TBMM’deki silahşor milletvekillerimizin tabanca çekmesine fırsat kalmadan kurtarılıyor demokrasimiz.
Bu da bir teselli sayılır.