Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Gerçekaltı Türkiye

Vatan · 11 Ağustos 2008

İstanbul Conrad’ın başarılı şefi Batuhan Zeynioğlu, biraz da bizim oğlumuzdur, çünkü ruhumun sarışın ikizi Donatella Piatti’nin oğludur. Eşim Daniel Colagrossi’nin yarım yüzyılı devirmesi nedeniyle doğum günü pastalarından konuşuyorduk, aklıma geldi, birkaç yıldır internette dolaşan bir fıkrayı anlattım.

Batuhan şaşırdı. “Bu fıkra değil ki” dedi. “Ben aynısını yaşadım!”

Conrad’dan önce şeflik yaptığı büyük ve çok turistik otelde bir gece Mr. Ini diye bir konuğun doğum günü partisi varmış.

Siparişi aldığında, otelin 7 restoranından birinde meşgul olan Batuhan, doğum günü partisinin yapılacağı restoran mutfağını telefonla arayıp, pasta ustasına nasıl bir pasta hazırlayacağını tarif etmiş ve “Üstüne Happy Birthday, altına da Ini yazarsın” demiş.

Usta şefine sormuş: “Ne inisi?”

“Ini, konuğun adı” demiş Batuhan. “Kodluyorum: İstanbul, Niğde, İstanbul.”

Gece, müzik ve alkışlar arasında Mr. Ini’nin önüne konulan doğum günü pastasının üstünde aynen şöyle yazıyormuş:

Happy Birthday

İstanbul Niğde İstanbul

***

Bizler, Batuhan’ın mutfak anısına katıla katıla gülerken, Daniel eğlencemizin kültür düzeyini derhal yukarı çekti ve edebiyatta gerçeküstücülüğün babası, şair André Breton’un yaşadığı bir fıkrayı anlattı.

1938 yılında Paris, Alman işgalindedir. André Breton, hem Almanlardan, hem de savaşan Avrupa’dan uzaklaşıp biraz soluk almak için “sürrealizm” konulu bir dizi konferans vermek bahanesiyle dört aylığına Meksika’ya gider.

Veracruz’da Diego Rivera’nın evine yerleşir.

Ev ferahtır, ancak André Breton’a tahsis edilen yazı masası yeterince büyük değildir. Breton, kendisine bir masa yaptırmaya karar verir. Yakınlardaki bir marangoz atölyesine giderek, İspanyolcası yeterli olmadığından, marangoza derdini çizerek anlatır. Breton şairdir, ressam değil. Dolayısıyla oracıkta bir kâğıdın üstüne çarpık çurpuk bir masa resmi çizer, boyutlarını da yazar, “Mümkün mü?” der.

Marangoz modeli şöyle bir gözüyle tartar, çenesini kaşır, “Mümkün” der sonunda. “Gelecek haftaya biter.”

Ertesi hafta teslim almaya gittiğinde, marangoz gururla masasını gösterir Breton’a. Marangoz, şairin masanın enini boyunu belirtmek için çizdiği kargacık burgacık modelin tıpkısının aynısını yapmayı başarmış, biri topal, öteki dışa, beriki içe kaymış bacakları, ne düz, ne de boyutları eşit tablasıyla masayı gerçekleştirmek için çok uğraştığı bellidir!

André Breton, hayatının neşesini yaşadığı manzarayı, o günden öteye, “Meksikalılara sürrealizmi anlatmaya gerek yok, onlar zaten sürrealist!” diye açıklar.

***

Yanarım yanarım, André Breton’un Türkiye’ye yolu düşmediğine yanarım. Meksikalıların özene bezene, uğraşarak vardığı gerçeküstücülük, bizim uşaklarda doğaçlama oluyor. Bugünlerde Cihangir Akyol’a döşenen kaldırımları görseydi, gerçeküstücülükle yetinmez yeni bir ekol yaratırdı André Breton: Gerçekaltüstçülük!

Kullanılan taşlara baktım, nereden ithal bilinmez, ama pembe pembe, mükemmel kesimli taşlar. Gel gör ki, döşenen kaldırımda taşların aynı düzeyde birleştirildiği tek bir metre kare bulanın alnını karışlarım. Adamlar düz kaldırım değil, engebeli arazi ustası!

Altın kaplama susuz çeşmeler bizde...

Bursa Ordu Kastamonu akan sular bizde...

O suların aktığı denizde, kara çarşaflı zevceyi kıyıda bırakıp, şişme kadınla yüzmek bizde...

Zaten yat yüzdürüp haşema çimdirmek de bizde...

Drape başlıklı Hayrünisanım bizde...

Esma Esad yanındaki Eminanım bizde...

Çünkü altın üste çıktığı yüzde 47 gerçeği bizde!

Bu gerçeğin yarattığı estetik akımı tarife ise, kelimeler yetmez, absürd orantılı sesler gerekir.

Beğenen ciyaklar, beğenmeyen kaba homurtularla duygularını ifade edebilir. Caizdir.