Kandır ve yönet!
Vatan · 26 Ağustos 2008
Bilgi, insan bilincine iki yoldan ulaşır: Öğrenerek ya da “malum olma”yla... Bilimsel ve dinsel bilgiler arasındaki farkın temelinde bu yol ayrımı vardır. Üç tek tanrılı dinden yalnızca Yahudilik’te, Hz. Musa’nın okuma yazma bildiği kesin. Çünkü Musa’nın Firavun’a olan yakınlığı, kendisine eğitim alma olanağı sağlamıştı.
Hz. İsa’ya değgin yaptığım araştırma, tartışmasız bir sonuç vermedi. Ancak Hz. İsa’nın içinden çıktığı sosyal çevre ve Hristiyanlığın kutsal kitabı İncil’in kendi ölümünden çok sonra, dört müridi tarafından yazıldığı düşünülecek olursa, büyük olasılıkla okuması yazması yoktu.
Hz. Muhammed de okur yazar değildi ki, Tanrı’nın kelamına vakıf olduğunda, “Allah’ın adına oku!” emri kendisine bu yüzden verildi.
Ama... Ancak peygamberler ister okuryazar olsun, ister olmasınlar, tek tanrılı üç dinin pek çok ortak noktalarından biri, inanç bilincini ‘malum olma’ yoluyla aktarmaları ve aynı yoldan iman talep etmeleridir.
Malum olan bilgi, içe doğandır, mantıksal açıklama aranmayan sezgiye dayanır.
***
Hristiyanlık dininin hiyerarşik yönetimi, tüm Orta Çağ boyunca okuma ve yazma olanağını papazlara, papaz okullarına tanıyarak “günahkârlar” diye genellediği sade müritlerini eğitim ve bilgiden uzak tutmaya özen göstermiştir. Böylece siyasal iktidarını, halkın cahil kalıp, halka egemen güç, yani kilisenin bilgeliği üzerine kurmuştur. Özellikle Papalığın temsil ettiği Katolik Kilise, düzen kurucu olarak yaptırımlarının halk tarafından eleştirilmesini ve yeni bir düzen arayışını, bu yöntemle engellemiştir.
Zaten matbaanın icadı ve halkın okuryazarlık düzeyinin artması, kilise hegemonyasında sonun başlangıcı olmuş, bu tarihten öteye Katolik dogma parçalanmış, Protestanlık ortaya çıkmış, dinin devlet ve toplum üzerindeki etkisi erimeye başlamıştır.
Dolayısıyla din dogmalarının ‘malum olma’ yoluyla kabulü, bu dogmaları irdeleyip ufalayacak ‘öğrenim’ kanalıyla bilinmesine tercih edilir. Malum olan bilincin tartışması yoktur, çünkü temelinde sorgulamaya direnecek bilgi yoktur, mantık ölçüsüne vurulamayan psikolojik bir kanıya dayanır.
Sorbonne Üniversitesi Dil Bilimleri öğretim üyesi Alain Bentolila, doğduğu ülke Fas’ta üniversite öğrencilerine verdiği bir konferansta: “Allah’ın kelamını doğru anlayıp, doğru iletmenin önemi”nden söz eder. Molla bozması bir öğrenci karşı çıkar: “Haksızsınız Profesör, Allah kelamını anlayıp yorumlamaya gerek yoktur! Çünkü tüm Müslümanlar, Kur’anı bilir!”
Ve hocayla öğrenci arasında ilginç bir tartışma başlar:
- Tüm Müslümanların Kur’anı okuduklarını mı söylemek istiyorsunuz?
- Evet.
- Peki ama Fas’ta her yüz kişiden altmışı okuma yazma bilmiyor, Kur’anı nasıl okurlar?
- Hz. Muhammed de okuryazar olmadan Kur’ana vakıf olmuştu. Kur’anı okumak için Müslüman olmak yeter!
Aslında öğrenci, Kur’andaki bilginin malum olma yoluyla geçtiğini söylemektedir, profesöre.
Oysa...
Kadın sesi günah diye mükemmel okuduğu ilahileri dağıtılmayan Serpil Özkasap örneğinde olduğu gibi, Mekke’ye uzatma günah, Medine’ye uzatma ayıp diye zavallı kadın ayaklarını nereye uzatacağını bilmeden “uyuyarak” geçirilen 22 yıllık bir yaşamı, sadece ve sadece Kur’anı anlayarak okumakla edinilen bir bilginin bile değiştirmesi mümkündür!
***
Bugün şeriatla yönetilen ya da şeriatçılığın yayıldığı ülkelerde okuryazarlara bile Kur’anda olmayan hurafeler hazırlop yutturulsa da, zaman içinde öğrenim yoluyla bilgi, malum olma sistemine karşı tıpkı Hristiyanlıkta olduğu gibi İslami köktendinciliği de çatlatacaktır.
Arap ülkelerinde, Kur’anı okuyabilse, ne okuduğunu anlayabilecek kadının, en azından halk tabanında eğitimden özenle uzak tutulması bir raslantı değildir. Pakistan ve Afganistan gibi dili Arapça olmayan Müslüman ülkelerde, hem kadına okuma yazma öğretmemek, hem Kur’an’ı illaki Arapça okutmak gayreti de aynı özenin ifadesidir.
Ne yazık ki İslamiyet’te bir aydınlanma çağına, Kur’an’ın Türkçe okutulmadığı ve Allah kelamıyla kul arasına giderek daha çok aracının girdiği Türkiye’den önce, kadınların, gördükleri bütün baskıya ve eziyete rağmen kutsal kitabı kendi dillerinde okudukları İran ulaşacaktır.