Nasıl bir baro başkanı istiyoruz?
Vatan · 10 Eylül 2008
Bir devletin bekası, eğitim ve hukukla sağlanır. Eğitimin cinsi, hukukun türü, devletin niteliğini de belirler.
Türkiye’de laik eğitime sızıldı. Ve sızıntı, fikri ümmi, vicdanı şer’i kuşaklar devleti devralana kadar akacak, kadroları dolduracak.
Hukuk kalesi de kuşatma altında. Anayasa Mahkemesi’nde görev süresi dolan her yargıcın yerine “başkanın adamları”ndan birer numune yerleştirilince, kalenin burcu, hangi zihniyetin eline geçecek, belli. Yargıtay, Danıştay da sırada...
Atatürk, “Köhne hukuk erbabı Cumhuriyet’in baş düşmanıdır” sözünü boşuna söylememiş...
Herkes bilmelidir ki, Türkiye’nin ivmesi, (şimdilik) kansız bir karşı devrim sürecidir.
Oysa Türkiye’de azımsanmayacak bir nüfus, uygarlık ve çağdaşlık devrimlerinin tehlikede olduğunu fark etmeyecek kadar bilinçsiz, aldırmaz ve aymaz olsa da, yumurta kapıya gelip takke önüne düştüğünde laik cumhuriyete karşı hazırlanan devrime de, mücahitlerine de direnecektir.
Tehlikeyi şimdiden görenler ise, en azından sahip çıkabilecekleri kurumları kolay kolay vermemelidirler.
Bu kurumlardan en önemlilerinden biri, avukatlık baroları. İnanın bana, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kadroları el değiştirip, iktidara biat edenlere teslim edildiğinde, laik, çağdaş ve etkin savunma hukukçularına, yani barolara çook ihtiyacımız olacak.
Yakında İstanbul Barosu Başkanlık seçimleri var. İstanbul’un Türkiye’nin siyasal coğrafyasında tuttuğu yer düşünülünce, İstanbul Barosu zaten önemli. Ama Türkiye’nin girdiği siyasal yönde ‘biat eden yargı’ oluşumu, çağdaş hukuku savunacak bir baronun önemini “hayati” kılıyor.
Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu, 20 Eylül’de, İstanbul Baro Başkanı adayını saptamak için kendi üyeleri arasında bir seçim yapacak. Belirledikleri adayın, İstanbul Baro Başkanlığı seçimlerini kazanması, yüksek olasılık.
İnandığım hukuk değerlerini savunan Çağdaş Avukatlar Grubu’nun bir aday adayı var ki, tarafsız kalmam mümkün değil: Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu üyesi Av. Başar Yaltı.
Yaşam sınavlarından geçerken ihaneti görmüş, kanatları kırılmış, ama kuyruğu dik tutmuş olanların, bir dosta bile güvenmeleri zor, kefil olmaları daha da zordur. İşte bu ahval ve şeraitte, bendeniz kendim gibi bildiğim, kendimden bile daha çok güvendiğim, eğilmeyecek, bükülmeyecek tek kişiye kefil olurum: Avukatım Başar Yaltı’ya.
Hem de sadece, kristal gibi saydam, lekesiz, gölgesiz, “iyi” insanlığına değil, zekâsına, birikimine, düşündüğüne ve mücadele gücüne kefil olurum!
Yaltı ailesi, on dört yıldır kötü günlerimde sığındığım, iyi günlerimi birlikte kutladığım bir yuvadır, benim için. Bazıları Türk basın tarihinde “ilk” olan davalarımda, en beklenmedik hukuk zaferlerinin altında onun imzası vardır. Bu sütunda yayınlanan birkaç “hukuk makalesi”nin altında da...
Başar Yaltı, bir analiz yapıyor: “Dünyanın tek kutuplu hale dönüşmesi sürecinde, ulus devletin değerleri olan ‘demokratik devlet ve hukuk devleti’ kavramları, çok uluslu sermayenin hedef ve çıkarlarına göre biçimlenmeye başladı. Bu durumun örnekleri, her gün dökülüyor önümüze. Demokrasi ve hukuk, bir amaç olmaktan çıkarıldı, araç olarak kullanılıyor. Son dönemlerde Türkiye’de yaşananlara bakılırsa, yargı üzerinden yürütülen mücadelenin bir hukuk mücadelesi olmadığı, karşıt siyasal güçlerin iktidar çekişmesi olduğu, anlaşılır.” Doğru değil mi, sizce de?
Avukat Yaltı, düzenin hukukun denetiminde değil, hukukun “yeni” düzenin emrinde bir araç haline getirildiği ortamda, “Barolar ya meslek mensuplarının ihtiyaçlarını karşılayan yöresel derneklere dönüşecek, ya da sadece siyasal tutum takınarak üyelerine yabancılaşacaktır” örgörüsünde bulunuyor.
Çareyi, “yeni bir paradigma”da görüyor: “Barolar hem avukatların haklarını etkili biçimde koruyan, hem de toplumun hukuk adına sırtını dayayabileceği güven kurumları olmalıdır!”
Aynen katılıyorum. Yargının dişlene dişlene kemirildiği Türkiye’de halkın, hukuka güvenini koruyacak ve hukuku savunacak barolara “yaşamsal” ihtiyacı var.