Tarihin dersiyle tersi
Vatan · 15 Eylül 2008
Yıl 1920.
Kurtuluş Savaşı olanca hızıyla sürmekte, Anadolu hükümetiyle Türklerin “yenilemeyeceğini” ilk anlayan Fransa hükümeti arasında bir yıl sonra Ankara Antlaşması’yla sonuçlanacak gizli görüşmeler başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Paris’e gönderdiği heyet ile Fransız hükümet yetkilileri arasındaki bu görüşmeler sırasında, Fransa başkentinde birbirini “Tanımayrum!” diyen iki Türk delegasyonu vardır: Osmanlı Sefareti ve Anadolu Hükümeti Temsilciliği.
Nabi Bey’in maslahatgüzar kaldığı Osmanlı Sefareti’nin her şeyi tamam, ancak kapısını çalan yoktur. Oysa Ferit Teke’nin başkanlığındaki heyetin yerleştiği Anadolu Temsilciliği’nde, her şey savaşırken olduğu gibi eksik, Fransa ile barışın biçimlendiği art arda toplantılar yapılmaktadır. Paris, Osmanlı Sefareti ile Anadolu Temsilciliği arasında tuhaf ve hummalı bir “taşınma” ya sahne olur: Hemen her gece Sefaret’in arka kapısından tencere, tava, gümüş çatal bıçak, altın yaldızlı (ve tabii Osmanlı tuğralı) tabak, kristal bardak takımları taşıyan sandıklar çıkmakta, ertesi sabah yıkanmış paklanmış olaraktan aynı sandıklarla geri dönmektedir.
***
Osmanlı 3\. Ordu Komutanı Mandil Paşa’nın oğlu ve Tilda Kemal’in ağabeyi Leon Mandil, o sıralar Paris’te mahalli kâtip olup, Sefaret ile Anadolu Temsilciliği arasındaki “gece taşınma”larını organize eden kişidir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı kazanılıp Cumhuriyet kurulduktan sonra, Paris’teki “barış” görüşmelerinde henüz gayrıresmi Anadolu Hükümeti Temsilciliği’nin düşman bir devletin yetkilileri karşısında “fıkara” görünerek küçük düşmesini önleyen Leon Mandil’e “ataşe spesiyal” unvanını verir.
Emekli Büyükelçimiz Tanşuğ Bleda, Osmanlı Sefareti’nden “hasım” Anadolu Hükümeti Temsilciliği’ne gönderilen demirbaş eşya kayıtlarını, 1960’lı yıllarda genç bir diplomat olarak atandığı Paris Büyükelçiliği arşivlerinde buldu.
Tanşuğ Bleda’yı çok duygulandıran ve 1990’lı yıllarda Büyükelçi olarak geri geldiği Paris’te bizzat kendisinden dinlediğim zaman beni de sarsan bu tarih dersini, yaşamakta olduğumuz tarih tersi düşürdü aklıma...
***
Yıl 2008.
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, meclis lokantasının servis takımlarının Deniz Feneri Derneği’ne verildiğini doğruladı. “Çalışmalarını çok başarılı bulduğumuz için TBMM Üstün Hizmet Ödülü de verdim,” dedi. Bülent Arınç’a göre, buradaki Deniz Feneri’nin Almanya’daki dernekle ilgisi yokmuş. “Almanya’dakiler şaşırıp yoldan çıktılarsa, Allah belalarını versin!”miş... Nereden nereye gelmişiz?
Osmanlı tuğralı yemek takımlarının “ödünç” verildiği Anadolu Hükümeti Temsilciliği’nden, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı temsilciliği TBMM yemek takımlarının bağışlandığı Deniz Feneri’ne varabilmişiz, ancak.
Bir yanda parasız ve soylu insanlar, bir yanda bizim sırtımızdan paralanan soysuzlar... Bir yanda Osmanlı Leon Mandil’in Türk milliyetçiliği, öte yanda TBMM’nin Manisalı Başkanı Bülent Arınç’ın İslami ümmetçiliği...
Osmanlı tuğralı mutfak ve yemek takımlarını kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyaya kabul ettirenlerin birincil dayanakları TBMM’ydi. Zafer ve Cumhuriyet’in ilanıyla, gerek büyükelçiliklerdeki, gerekse meclisteki servis takımlarının üzerinden Osmanlı tuğraları kalktı, altın ay yıldızlar basıldı. Osmanlı Leon Mandil, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atanlara “ödünç” verdiği yemek ve mutfak takımlarını tek tek saymış, arşive kaydetmişti. Çünkü Mandil, soylu olduğunca dürüsttü. Kendisine emanet edilen demirbaşı, gönlünü koyduğu Anadolu Hükümeti’ne bile “veremezdi.”
Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilciliği TBMM’nin eski Başkanı Arınç, meclis mutfağının damgalı demirbaşını, babasının malıymış gibi, (hem de kimlere!), bağışlayabildi. Deniz Fenercileri yoldan çıkmışlarsa, Allah belalarını versinmiş. Yok yav?
Atatürk, Leon Mandil’e “ataşe spesiyal” unvanını kendisi vermişti.
Deniz Feneri’nin Türkiye’deki ’attach’larını da Almanya veriyor. Senin ödüllendirdiğini Allah cezalandırırsa, bu işte bir terslik var sayılmaz mı?