Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Sturmabteilung

Vatan · 29 Eylül 2008

Kürsüdeki adam, kahverengi deri ceket giymiş. Arkasında kendi boyunda simsiyah bir ampul amblemi... İmge çarpıcı. 70 yıl önce çevrilen bir korku filmi izler gibiyim. Simsiyah bir sembol önünde kahverengi ceketli insanlar sahneye çıktığında, bilirim, kararır dünya.

Yeniden aydınlanması için çok beklemek, çok çile çekmek gerekir.

Kahverengi ceketli adam, ağzından çıkanı kulağı duymayacak kadar kendinden geçmiş. Haykırıyor: “Mezar soyguncusu!”

Ne söylediğinin farkında mı acaba?

Abdüllatif Şener soyguncuysa, mezar AKP olmuyor mu?

Bizzat kendi sözleriyle, AKP’yi mezar ilan etmiyor mu?

Demek bilinçaltında AKP’nin bir ayağı çukurda. Yavaş yavaş gömülüyor. Hem de galiba, kendi adamlarının elleriyle açılan kabir çukuruna gömülüyor.

Almanya’da Hitler, 1933 yılında güneşli bir pazar sabahı kahvaltıdan sonra kalkıp gelmedi iktidara. Onu ve Nazileri iktidara taşıyan, Almanya’yı da kucaklarına oturtan yol, on yılda açılıp döşenmişti:

Hitler, 1923’te devlet içinde bir devlet oluşturmaya başladı.

Önce Sturmabteilung diye orduya ve polise paralel bir güvenlik örgütü kurdu. Kısaca SA diye anılan bu polis örgütünün amblemi, simsiyah bir ışık, üniforması kahverengiydi. Halk arasında “kahverengi gömlekler” olarak anılmakta gecikmediler.

SA’lar, Nazi Partisi’nden emir alıyor, muhaliflere ait iş yerlerini, evleri basıyor, camları çerçeveleri indiriyor, sahiplerini dövüyor, Nazi Partisi’ne karşı yazmaya, konuşmaya, gösteri yürüyüşü yapmaya, toplanmaya çağırmaya kalkanları şiddetle dağıtıyordu.

SA’ların yanısıra, devletin hukukuna paralel bir yargı sistemi oluşturdu Hitler ve Nazi Partisi, on yılda, adım adım...

Kendilerine bağlı savcılar, kendilerine bağlı yargıçlar, kendilerine bağlı SA polisiyle işbirliği içinde, yürürlükteki yasaları hiçe sayarak, Nazi Partisi’ne muhalefet edenleri sahte suçlamalar, asılsız ihbarlar, “keyfi” tutuklama emirleriyle, sorgulamaya ve yargılamaya başladılar.

Ne ile suçlandıklarını bilmeyen insanlar, günlerce uyutulmayarak, keskin ışık altında aynı sorular sorularak bitap hale düşürülüyor, günler sonra hiç işlemedikleri suçları “itiraf” zorunda bırakılıyorlardı.

Bugün evrensel hukuk çerçevesinde “uyutmadan sorgulamak”, tam da bu tarih dolayısıyla “işkence” sayılmaktadır.

Almanya’daki tarafsız yargı, ülkede 1923’ten 1933’e süren bu hukuk dışılığa karşı hiçbir yaptırım geliştiremedi. İtiraz etmeye kalkan hukukçular mümkünse kızağa çekiliyor, değilse bir gece evi basılıp gözdağı veriliyordu. 1933’ten sonra da zaten çok geçti.

Demek istediğim şu ki, Almanya’da Naziler iktidara gelmeden on yıl önce, adım adım bir ‘Terör İmparatorluğu’ kurulmuştu. Hitler 1933 yılında ülkenin yönetimini ele geçirdiğinde, artık her şeyi yapabilirdi, çünkü zaten “hayır” diyecek herkes susturulmuş ve sindirilmişti. Hitler, kurulan terör düzenini yasallaştırmak ve işkence, katliam, infaz sistemini “sanayi” boyutlarına taşımaktan başka bir “yenilik” yapmadı.

1933’ten öteye kurulan faşist devlete “Üçüncü Reich” dediler. Yani üçüncü hükümranlık.

Ancak, Üçüncü Reich’ın ilk yaptırımlarından biri, on yıllık hazırlık döneminde kullandığı SA örgütünü ortadan kaldırıp, yerine malum SS’leri geçirmek oldu: 29’u 30 Haziran 1934’e bağlayan gece, SA’nın komuta merciini oluştaran 100’den fazla yetkili, buluştukları kampta basılıp öldürüldüler. Bu katliam, Alman tarihine “Uzun Bıçakların Gecesi” olarak geçti.

Ne tesadüf, İran’da İslam Cumhuriyeti’nin de ilk yaptırımı, rejime muhaliflerden önce, Mollaları iktidara taşıyan yandaşları liberalleri ve solcuları ortadan kaldırmak olmuştur.

Başka bir deyişle, düzen değişimlerinde ‘üçüncü hak’kın sahipleri, önce kendilerini iktidara taşıyan İkincileri yer. Hukukun çiğnendiği yerde de, böyle bir düzen değişimi başlamış demektir. Şeker Bayramınız kutlu olsun, tatlı yiyin, tatlı düşünün, ama kulaklara küpe olması gerekeni ıskalamayın.