Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Musa’nın kurtardığı kent

Vatan · 13 Ekim 2008

Venedik deyince aşk, aşk deyince gondol, gondol deyince el ele tutuşmuş âşıkların, serenat eşliğinde Venedik’in su yollarını turlaması akla gelir ve böylece dünyanın en güzel kentlerinden birine ait “klişe”nin fasit dairesi başa dönerek aşka endekslenir.

Vallahi benim Venedik’e ne aşk için, ne de âşık olduğum biriyle gitmem kısmet olmadı. Daha doğrusu hem aşk, zaten hem de işte “klişe”lerden nefret edip, aşk için de klişelerden nefret edenleri bulup seçtiğimden, kısmet oldurulmadı.

Aman Venedik’i göreyim diye parçalanmadığım için de, ilk kez ve iş amaçlı gitmiş oldum Serennisima sıfatıyla anılan bu kente.

Mihail Gorbaçov’un vakfı The World Political Forum’un Venedik toplantısında, Basın Konseyi Başkanı ve Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi’yle birlikte Türkiye’yi temsil eden iki Türk gazeteci olarak ciddiyetle çalıştık ve serbest kaldığımız iki öğleden sonrayı da elbette şahane bir gondol gezisi, lezzetli yemekler, kentin kokusunu, rengini, eşsiz güzelliğini keşfetmekle geçirdik.

Tabii Gorbaçov’la yeniden karşılaşmak keyifliydi. 2004 yılından bu yana hiç değişmemiş, diyebilirim. Büyük zekâlar galiba yaşlanmayı bir yerde durduruyor. Kendisine fıstıklı lokum götürmüştüm, çok duygulandı, ama o yanında gerçek bir fıstık getirmişti: Torunu Anastasia.

Gorbi’nin doktor kızı İrina’dan yine iki kız torunu var. Birinden biri mutlaka eşlik ediyor dedelerine. Şu kadarını söyleyebilirim ki, Anastasia hem fıstık, hem lokum. Dünyaca tanınmış gazetecilerin ve hatta politikacıların katıldığı forum salonu, Gorbi ve torunu içeri girince önce bir sessizliğe büründü, ardından herkes ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Gorbaçov’a saygı gereği susulduğu kesin. Ama ben ezici çoğunluğu erkek katılımcıların Anastasia için ayağa kalkıp alkış tuttuklarını düşünüyorum.

Venedik hakkında size anlatacağım çok şey var. Belki de en önemlisi, Venedik’i Venedik yapan sanat başyapıtlarının İstanbul’dan, daha doğrusu Konstantinopolis’ten çalınmış oluşu. Tarih kültürüne sahip birinin, Venedik’i İstanbul’u düşünmeden gezmesi mümkün değil. Hatta şöyle söyleyerek merakınızı uyandırabilirim: Eğer Venedik Dükalığı 1204 yılında Doğu Roma İmparatorluğu’na haçlı seferi düzenleyip Konstantinopolis’i talan etmeseydi, bugün İstanbul’un sahipleri Türkler olamayabilirdi.

Ama tarihin bu derinliklerini kulaçlamadan önce, Gorbaçov’un vakfının çevresel gazetecilik konulu bir forumu düzenlemek için niçin Venedik’i seçtiğini söylemek isterim: Dünya kültür mirası ilan edilen bu kent, muazzam bir çevre projesinin başlatıldığı ve başarısının 21. yüzyılın çevreci mimari anlayışına örnek olabileceği bir laboratuvar.

Hatırlarsanız, Venedik medyalarda on yıllardır hep “sulara gömülen şehir” olarak anılır, tehlikede denir, battı batıyor haberleriyle yer alır.

Kentin periyodik olarak maruz kaldığı “acqua alta” denilen su baskınlarına dair korkulu bekleyiş, Venedik’in denizin içine 1.92 m gömüldüğü 1966 yılında başladı. İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinde oluşan med cezir kurbanı kenti kurtarma projesi, kırk yıl süren tartışmalardan sonra 2003 yılında uygulamaya konuldu ve 2012 yılında bitmesi öngörülüyor. Proje çılgın olduğunca pahalı.

Çılgın, çünkü hiç denenmemiş bir teknoloji ilk kez burada kullanılıyor, tesadüfe bakın ki “Modulo Sperimentale Elettromeccanico” adlı proje, kısaca Nil’in sularını yaran Musa Peygamber’in İtalyancadaki adıyla “Mose” diye anılıyor. Pahalı, çünkü 2012 yılında bitirilebilirse 4 milyar 272 milyon euro’ya patlayacağı hesaplanıyor.

Ne yapılıyor derseniz, Archimedes’in yasaları uygulanarak deniz durduruluyor, diyebilirim. Amaçlanan sonuç, bir lagün olan Venedik’e deniz sularının girdiği üç boğazı 78 adet yüzer gezer dalgakıranla kapatmak. Çok basitleştirirsek birer şişme bot gibi dizayn edilen bu dalgakıranlar, denizin dibine monte ediliyor, sular yükselmeye başladığında içlerine hava basılıp şişiriliyor ve boğazları kapatıp, lagüne su geçirmiyorlar.

Sular alçalıp tehlike geçince, dalgakıranlar boşaltılıyor ve Venedik’e denizden girişi sağlayan boğazlar böylece büyüklü küçüklü gemilere açılıyor.