Cihangir bir şenliktir
Vatan · 16 Ekim 2008
Geçtiğimiz haziran ayında, Heidelberg’te yaşayan okurum Yılmaz Karalar’dan, Cihangir Havyar Sokak’taki “pembe boyalı” baba evinin balkonunda sabaha karşı yazılmış bir mektup aldım.
“Sizin oturduğunuz sokakta” diye başlayan mektup, “50 yıl önce Necmi Rıza Ahıskan’ın bahçeli bir evi vardı. Firuzan Apartmanı’nın üst katında Firuzan Hanım ve Fenerbahçe’nin frikik kralı Küçük Fikret, bir altında tiyatro sanatçısı Vasfi Rıza Zobu otururdu. Karşınızdaki apartmanda Galatasaray’ın yenilmez armadası, kürek takımı kaptanı Dr. Suat Kesim, sıranızdaki mavi evde saraylı Servet hanımteyze ve oğlu, Cihangir’in en yakışıklı delikanlısı Hans Yılmaz ağabeyimiz yaşarlardı. Necmi Rıza’nın evinden sonra büyük bir konak vardı” diye devam ediyor ve şöyle bitiyordu: “Uyku tutmadı. Bu satırları yazarken büyük bir yük kalkıyor üstümden. Sayenizde, sokağımızın eski sakinlerini saygı ile anıyorum. Hepsinin ruhu şadolsun.”
İçim titreyerek okuduğum mektubu katladıktan sonra, düşündüm: Niçin bir sokağın eski sakinlerini anmak, büyük bir yük kaldırmıştı Yılmaz Bey’in üzerinden?
Demek yaşam alanının geçmişini unutmak, bir vicdan sorunu olabiliyordu insanda. Benim göçebe kültürüne eleştirim tam da bu: Göç alan kentlerin geçmişi unutturulmakla kalmıyor, yok ediliyor. Sahip çıkmadıkları yörelerde doğup, doğdukları yerde kültür yaratamayanlar, göçtükleri kentlerin kültürüne de saygı göstermiyor, tam tersine geldikleri yerde onları mutsuz eden ne varsa, aynısını kentlere taşıyorlar. Göçebe kültürünün başka bir tanımı yok. Bu tanım, Türkiye’nin bir ucundan ötekine göçenler için de geçerli, Türkiye’den Almanya’ya göçenler için de.
İşte İstanbul’un, adını Kanuni Sultan Süleyman’ın “babası üvey ağabeyi Şehzade Mustafa’yı öldürttü diye” üzüntüden ölen oğlundan alan minik semtin, İstanbul’u kanser gibi saran hödüklüğün ortasında, özel bir yeri, çünkü yerleşik kültür bilinci ve vicdanı var. Mahallemizi güzel kılan bu bilinç ve vicdanı temsil eden de bir derneğimiz.
Cihangir Güzelleştirme Derneği’ni oluşturan bir avuç gönüllü, mahallemizi hödüklüğe karşı savunuyor, kent kültürünü yerleştirmeye, yapısını, ağacını, sokağını korumaya, bir yaşam alanını güzel kılan ne varsa sahip çıkmaya çalışıyor.
Maddi olanaksızlıklara rağmen eşsiz bir mahalle gazetesi, Cihangir Postası’nı da çıkaran Cihangir Güzelleştirme Derneği, bugüne kadar mucizeler yarattı, ama bu yılki performansı yereli aştı, evrensele taştı. Dernek, AB tarafından desteklenen, kısa adıyla MELT, yani “Avrupa’da Göç ve Yerel Gelenek Projesi”ne ortak kabul edildi. Bu proje, göç olgusunun yerel kültürler üzerindeki etkilerini inceleyen, aralarındaki etkileşimi irdeleyen bir program.
Cihangir bir kent değil, semt olmasına karşın derneğimizin yetkin yöneticileri, ürettikleri projelerle mahallemizi Münih, Viyana, Cenova, Birmingham ve Sinhişoara kentleriyle paydaş ortak kabul edilmesini sağlamış MELT’e.
11 Ekim’den beri Cihangir semti, altı Avrupa kentiyle aynı anda bir hafta süreyle uluslararası bir kültür festivaline ev sahipliği yapıyor. 18 Ekim’e kadar sürecek olan Renk Ahenk Cihangir Festivali, konserlere, sergilere, panellere, çocuk atölyelerine, sanat ve tasarım pazarlarına sahne.
MELT konserlerinde 80 yıllık tarihi Lusaroviç Korosu’nun yanısıra, İstanbul’da yaşayan yabancılardan oluşan Koral İstanbul ve Üç Deniz topluluğu dinlenebilir. Panellerde hem “göç ve yerel kültür ilişkisi” tartışılacak, hem de Cihangir’e Yerel Tarih Müzesi kazandırmak amacıyla çalışılacak. Mahallemizin ortasında, her renk, kültür ve sınıftan sakinlerin her bütçeye uygun, dolayısıyla vazgeçilmez buluşma noktası, “gel ne olursan ol gel” moduna ayarlı Firuzağa Meydanı, bir hafta boyunca konser alanı. Cihangir’in silahlı külahlı rant hödüklerine karşı, salt zekâyla nasıl savunulabildiğini ve bir mahallenin bilinçli, gönüllü insanlar sayesinde nasıl uluslararası olduğunu görmek isteyenler, Cihangir Güzelleştirme Derneği’nden ayrıntılı bilgi edinebilirler. (Tel: 0212 245 11 14)