Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Cumhuriyet’in neresindeyiz?

Vatan · 30 Ekim 2008

Anayasa Mahkemesi’nin görevi, yasama ve yürütmenin hem Anayasa’ya, hem de Türkiye’nin resmen tanıdığı AİHM kararlarına uygun olup olmadığına karar vermektir.

Doğrulukları ya da eğrilikleriyle ortada bir Anayasa vardır, AİHM’nin kararları bellidir ve Anayasa Mahkemesi, türban yasasını iptal etmiştir.

Ne tuhaftır ki Türkiye’nin en üst yargı kurumu, Anayasa Mahkemesi’nin eldeki hukuka uygun bu kararına, bizzat hukukçu olmayan başkanı Haşim Kılıç ve yine hukukçu olmayan üye Sacit Adalı katılmadı. Başta hukukçu olmayan başkan ve üye, hukuktan ne anladıkları belirsiz muktedirler, ümmetçiler, imanlı milliyetçiler, taraftar basın bülteni yazarlar, vur abalıya Mahkemeyi de, kararını da eleştirdiler, hatta hukukçu üyelerini hedef gösterdiler.

Demek ki Türkiye’de, kız öğrencilere “Yavrum, üniversiteye girerken başını aç, çıkarken örtersin” diyebilmek imkânsız, ama Anayasa Mahkemesi’ne en ağır ifadelerle saldırmak, mümkün.

Kadının kafasını örtmek kararı kutsal emir, dokunulamaz, Anayasa Mahkemesi’nin kararına saygı bile gerekmiyor.

Demek ki Cumhuriyet’in, “dokunulmaz kutsallık, çiğnenir yasallık” sürecindeyiz.

2005 yılında, Adli Tıp Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Oğuz Polat’tı. AKP’nin Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in, kuruma yönelik “Bilirkişi müessesesi kirlendi” sözleri üzerine istifa etti.

Yerine, Adli Tıp Kurumu tarihinde ilk kez akademik kariyeri olmayan bir doktor, iç hastalıkları uzmanı Keramettin Kurt, atandı.

Başkan kerameti kendinden Kurt olunca, yardımcısı da profesör olacak değildi ya, kendi denginde Başkan Yardımcısı Dr. Mustafa Okudan’la birlikte Adli Tıp Kurumu’nu denkliğin üstüne çıkan uzmanlardan “temizlemeye” koyuldular. Türk Tabipler Birliği ve Adli Tıp Uzmanları Derneği’nin defalarca kamuoyuna yansıttığı sürgün, istifaya zorlama ve mecburi hizmet kılıfına uydurulup “temizlenen” kadroların yerine oturtulan AKP ahenkli Adli Tıp Kurumu’nun en sonuncu marifeti, tabii ki Vakit Gazetesi’nin yazgını (ya da azgını) Hüseyin Üzmez’i, 14 yaşındaki kıza tacizden aklayan “bilirkişi raporu” oldu.

Bilgisi kendinden menkul kişiler bir bakışta, mağdur çocuğun bedensel ve ruhsal zarar görmediğini anladılar.

Vallahi ucuz kurtardık. Çünkü Hüseyin Üzmez’i bu raporla kurtaramasalardı, Türkiye’de tecavüzcüsüyle zorla evlendirilecek kız çocuk yaşını 14’e indirmek için yasa bile yapmaya davranmışlardı, Adli Tıp Kurumu’nun bilirkişiliğini kirlilikten kurtaran adaletin bakanı ve iktidarı...

Demek ki Cumhuriyet mealinin, nüfusa kaydı bile bulunmayan başı bağlı kızların anasına bakınca hangi yolun yolcusu olduğunu anladığı ve azgın hocalarla abazan müritlerine sahipsiz taze et sağladığı bir süreçten geçiyoruz.

Deniz Feneri davasında Alman yargısının “Türkiye’deki asıl failler arasında” gösterdiği Zahid Akman, sıkılmadan, utanmadan hâlâ istifa etmediği RTÜK’te Deniz Feneri davasını haber yapan medyaya ceza dağıtıyor. İnternet, cumhuriyet düşmanı dinci sitelere açık, mizaha, özgür ve ateist ifadeye kapalı. Zaten okullarımızda da bilimsel evrim teorisi değil, Amerikan yaratıkçılar lobisinin Türkiye mümessili Adnan Hoca’nın safsata atlası okutuluyor.

Ergenekon davası malum. PKK terörü azdı. Bölünmüş haritalar çoğaldı.

Demek ki Cumhuriyet’in bütün ilke ve ölçülerinin tepetaklak olduğu süreçteyiz.

Bu süreç durdurulmazsa, ahlaksızların ahlak öğretisi, zanlıların adalet ve cahillerin bilgi dağıtması önlenmezse Cumhuriyet’in Türkçe yazgısı, Arapça kaderi, Latince “destina”sı, sizce ne olacaktır?

2 Kasım 2008 Pazar günü, saat 16.00-18.00 arası TÜYAP Kitap Fuarı, Literatür Yayıncılık standında, yeni romanım Destina başta, tüm kitaplarımı imzalamak için huzurunuzda olacağım.