Oryantal Ekspres
Vatan · 2 Aralık 2008
28 Ekim 2008 sabahı, Ankara’dan saat 10.20’de İstanbul’a kalkacak Başkent Ekspres yolcularına, önceki sefer raydan çıktığı için başka bir trene bindirilecekleri, Malıköy istasyonunda indirilecekleri, otobüse bindirilecekleri, daha sonra otobüsten indirilip ikinci trene bindirilecekleri bildirildi. İlk tren saat 10.40’ta Ankara’dan hareket etti. Yaklaşık bir saat sonra Malıköy’de değil, yol üstünde durdu. Yolculara otobüse gerek kalmadığı, inip asıl trene, yani Fatih Ekspresi’ne geçebilecekleri söylendi. İnsancıklar önce sevindi, ancak öteki trene binmek için nereye ineceklerini görünce şok geçirdiler. Nakil yapılacak trenler paralel raylarda, yan yana duruyordu. Gerisini, maceranın kahramanları arasındaki yeğenimden okuyalım:“Raylar, kuşkusuz kardan yağmurdan etkilenmesin diye zeminden iyice yükseğe yapılmış. Yani bizim trenin son basamağından sonra bir metrelik mıcır yokuşunu atlamak, ardından Fatih Ekspres’in tünediği bir metrelik mıcır yokuşunu sıçramak gerek. Bu sporu yapacaklar arasında annem (75) ve babam (80) en kötü durumda olanlar değildi, gerisini düşün. Yaşlı bir türbanlı hanım, ‘Evladım bende platin var’, dediyse de kâr etmedi. Görevliler, aman teyze, korkma teyze, tutun teyze uyarıları arasında kollarımızdan tuttular, biz de onların omuzlarına abandık, altın beşik yere konduk. Öteki trene tırmanış, daha heyecanlıydı. Trenin ilk basamağı, benim göğüs hizama geliyordu. Bacağını kaldırıp atlamak, Oytun (ailemizin 2.05 metrelik genç zirvesi) için bile mümkün olamazdı. Yolcuların feryatları arasında, fedakâr bir demiryolları memuru iki elini basamak yaptı, bir vagon dolusu ahali adamın eline bastık, adam aşağıdan yukarı kaldırdı, kocalar popolardan itti, önce tırmananlar arkadan gelenleri yukarı çekti ve bir saatin sonunda, nihayet tüm yolcular yeni trene transfer oldu. Yeniden yola düzüldük.
Bu maceralı naklin niçin Malıköy istasyonunda adam gibi yapılmadığını anlayamadık. Annem, babam ve o türbanlı teyze gibi yaşlı insanlar düşüp kafamızı kırsak hesabını kim verecekti? Ama çilemiz bitmemişti: İtile kakıla bindirildiğimiz Fatih Ekspresi, İzmit’e yaklaşırken Ali Fuat Paşa istasyonuna az kala sert bir frenle durdu. Meğer bu sefer de hemzemin geçitteki bir kamyonete çarpmışız... Kamyonet haşat, ama sürücü kendini dışarı atıp kurtarmış. Niye tren gelirken geçit bariyeri açıktı, o kamyonet tren gelirken niçin geçide girdi, bilemem. Ancak bu kaza dolayısıyla bir 40 dakika daha durduk. Sonuçta, saat 10.20’de kalkıp 16.50’de Haydarpaşa’da olması gereken Başkent Ekspresi yerine Fatih Ekpresi’yle, 20.25’te menzile vardık...” ***28 Kasım 2008 Cuma sabahı, bendeniz de Paris’ten Londra’ya 11.30’da kalkan Eurostar (Avrupa Yıldızı) trenindeydim. Saatte 400 km’yi aşan hızıyla bu modern tren Manş Denizi’nin altından geçerek iki başkent arasındaki yolu, iki buçuk saatte alır. Ancak bu seferde böyle olmadı ve bizim tren, Manş tüneli önünde durdu. Hoparlörden yapılan açıklamada, bir önceki trenin tünelin içinde bozulduğu, o yoldan çekilene kadar bekleyeceğimiz bildirildi. Eurostar nihayet Manş -Tüneli’ne girebildiğinde, durduğu süre yolculuk zamanını aşmış ve 2 saat 50 dakika gecikmeliydi. Hoparlörden yeniden yola çıktığımızı müjdeleyen ses, özür de diledi: Eurostar Şirketi, hepimize Paris/Londra arası istediğimiz zaman kullanabileceğimiz bir gidiş dönüş bileti armağan ediyordu...
Birdenbire aklıma geldi: Bu trenin içinde bekleyen tüm yolcular, ben dahil, bu kadarını beklemesek bile rötarın bir ölçüde tazmin edileceğini biliyorduk. Gidiş biletinin bedelini geri alırız falan, diye düşünüyorduk.
Oysa yeğenim bir ay önce
Ankara/İstanbul tren yolculuğunda başlarına geleni anlattığında, TCDD’den hesap sormak, en azından bilet parasını geri istemek ne onun aklına gelmişti, ne de benim.
Neden düşünememiştik?
Türkiye trenlerindeki bütün tuvaletler alaturkaya dönüştürüldü, biliyorsunuz... Alaturka oturup alafranga düşünülmüyor, demek ki.