Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Hakkaniyet isyanları

Vatan · 11 Aralık 2008

İnsanlığın ortak bir vicdanı varsa, dayanağı ‘hakkaniyet’ duygusudur. Tarihte isyan diye nitelenen tüm halk hareketlerinin çıkış noktasına baktığımızda, daima örselenmiş bir ‘hakkaniyet’ buluruz.

Ortak vicdanımızı oluşturan hakkaniyet, aslında sabra yaslanan bir duygudur. Biri yerken diğerinin bakmasına, toplumun yüzde beşi tıka basa doyarken aynı toplumun yüzde doksan beşinin yutkunmasına çoook uzun süre tahammül eder.

Tahammülün nedeni, paradoksal bir doğrudur: Toplum vicdanı hem tanık, hem oyuncu olduğu bu eşitsiz ve orantısız pasta paylaşımda, yine de bir hakkaniyet bulur.

Yiyen birileri için risk aldı, girişim yaptı, çalıştı, kazanmak hakkıydı, diye düşünür. Bakan diğerlerinin, zaten ne risk alabilecek, ne de girişim yapabilecek yıldızlar altında doğduğunu, iş bulamayınca kazanmak haklarının da asla olamayacağını bilir.

Eh, kısmetsizliğin hesabını da kısmetlilere kesmek, hakkaniyetsizlik olur, dolayısıyla varsıl/yoksul kıyasında toplum vicdanı esnektir, tahammüllüdür, terazisi kıskançlıktan yana basmaz pek...

Ta ki bu teraziye, haksızlık fazla yüklenene dek.

Küresel ekonominin küresel krizinde, bu denge bozuldu ve ABD’de başlayan sıkışma tüm dünyaya yansımakla kalmadı, insanlığın ortak vicdanının tepe tasını attırdı, çünkü yukarıda sözünü ettiğim ‘hakkaniyet’ duygusunu örselemeyi başardı, sayın seyirciler.

Çünkü krizin bedeli, krizi yaratanlara değil, kurbanı olan halk yığınlarına ödetiliyor.

Şimdi söyleyeceklerim sizi şoke edebilir, ama doğru bir ‘hakkaniyet’ analizidir: ‘Büyük Buhran’ diye adlandırılan 1929 krizinde yine milyonlarca insan perişan olmuş, ama krizde sorumluluğu olanlar da iflas, bazı patronlar da intihar etmişti.

Oysa bu krizde ne oluyor? Türkiye’den değil, Batı ülkelerinden söz ediyorum, tabii ki: İflas eden kuruma devlet el koyuyor, borçlarını üstleniyor, dümeni doğrultmak için binlerce insanı işten atarken, iflasa neden olan yöneticilere gelince sanki ödüllendirilir gibi, ancak muazzam tazminatlar karşılığında iş bıraktırabiliyor. Hem de bu adamların bugünkü krizdeki sorumluluk payları, 1929’daki seleflerinden çok daha açık ve kesin olmasına rağmen. Neymiş? CEO’luk sözleşmeleri böyleymiş...

Sonuçta, hiç kimsenin sorumlu tutulmadığı küresel krizin faturası, gerçek sorumlular haricinde herkese ödetiliyor. Ve tüm ülkelerin palaspandıras içine düştükleri darlıkta, varsıllar ‘israfı’ kısarken, yoksullar ‘ihtiyaç’tan kesiyorlar...

Hakkaniyet terazisinin dengesi böyle bozulduğunda, nerede, ne zaman, hangi gerekçeyle patlayacağı belli olmaz, ama öteki kefeye dolan öfke mutlaka patlar ve bu patlamaya ‘isyan’ denir. Bazen yerel kalır, bastırılır, bazen bir kıvılcım bekleyen diğer öfkeli toplumlara yayılır.

Komşumuz Yunanistan’da işte böyle bir isyan provası var.

Yunanistan’da günlerdir süren çatışmaların gerçek nedeni, elbette ki polis kurşunuyla ölen 15 yaşındaki bir çocuk değil, bu sadece biriken öfke üzerine çakılan kibrit. İsyanın patlak verdiği mahallenin geçmişi bile, temelinde küresel krize bağlı ‘hakkaniyetsizlik’ duygusunun yattığını gösteriyor: Egzarhiyos, Atina’nın ‘anarşist gettosu’ diye anılan bir semt. Adını, 1870 yılında mahalleye kolhoz kooperatifi türünden bir ‘halk pazarı’ kazandıran tüccar Egzarhiyos’dan almış. Atina Teknik Üniversitesi’ni barındırıyor. 1973’te askeri cuntanın devrilmesiyle sonuçlanan Kasım İsyanı, burada başlamış. 1985 ve 1991’de şimdikine benzer gerekçelerle çok şiddetli çatışmalar yaşanmış.

Yunanistan’daki diğer üniversitelere ve üniversitelerden kentlere yayılan isyanın aktörleri gençlere, ‘600 Avro’luk kuşak’ deniyor. Türkiye için varsıllık sayılabilir, ama AB üyesi Yunanlı gençler, geleceklerinin işsizliğe, yaşamlarının geçici istihdam ve stajlar karşılığı verilen asgari ücret 600 Avro’ya mahkûm olduğunu biliyor, bu ekonomik sisteme başkaldırıyorlar.

Yunanistan’da bastırılsa, başka yerde patlayacak isyanlar dönemine giriyoruz. Bu küresel kriz, dünyanın hem ekonomik, hem sosyal çehresini değiştirecek. İyiye mi, kötüye mi bilemem, ama değiştirecek.