Anadolu’dan Babadolu’ya düşmanlarımız
Vatan · 22 Aralık 2008
Kaderin cilvesine bakın ki, Türkiye’yi bekleyen tehlikeyi önce laik cumhuriyetçiler gördü, görmezleri aymazları uyarmaya yıllardır onlar çalıştılar, oysa ölçümlerini yapmak ve adını koymak hiç hoşlanmadıkları liberal demokratlara nasip oldu.
Tehlikeyi fark eden etmeyen, ama aklı başında her insanı dehşete düşüren “Türkiye’de Farklı Olmak” araştırması, Boğaziçi Üniversitesi’nin Açık Toplum Enstitüsü desteğiyle yürüttüğü bilimsel bir proje.
Açık Toplum Enstitüsü, ulusalcıların dünyadaki bazı ’kadife’devrimlerden sorumlu tutup, Türkiye’yi de bölmeye çalışmakla suçladığı küresel düşman, George Soros’un parasıyla kurulup dönen bir örgüt. Zaten ‘Türkiye’de Farklı Olmak’ araştırması da Türkiye’yi bu halde bulmak için başlatılmamış, bulgular en çok araştırmayı yapanları şaşırtmış, ama bilimsel etikten şaşmamış ve saptadıkları gerçeklerden -dehşet verici- doğru sonuçları çıkarmışlar.
Anadolu Türkiye’si, artık ana değil eli sopalı ‘Babadolu’ bir Türkiye! Alevilerin ‘Aleviyim!’ diyemediği, kadınların dışlandığı, kapanmayanın kapanan kadın tarafından sigaya çekildiği, dindarlığın bağnazlığa dönüşmekle kalmayıp yaşamak, okumak ve çalışmak için baskı aracı olarak kullanıldığı, laf baskısından anlamayanın kötek baskısıyla uslandığı, yekpare Sünni, çoğul tarikatlı, ama Ayetullah’ı Fethullah, yasaklı ve yasakçı bir Türkiye. Toplumsal bir akıl tutulmasının, Türkiye’nin yıllardır içine çekildiği Kara Delik’in fotoğrafı, bu...***Evrende kara delik, anti madde kuyularıdır, çekim gücüne kapılan madde yok olur. Türkiye’nin içine yuvarlandığı kara delik de laikliği, özgürlüğü, eşitlik kavramını, hukuk devletini, yurttaşlık bilincini, demokratik düşünceyi, kültürü, bilgiyi, rasyonel mantığı, kısaca insan iradesini yok ediyor, edecek elbette.
İddia ediyorum ki, Türkiye’nin sınırları cehaletle korunamayacak ve cahillerin elinde bırakılmayacak kadar stratejik bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya sahip çıkmak için bilgi birikimi, vizyon ve zekâ gerekir. Uygarlık değerleri cehalete yenilen bir Türkiye, o kara delikten ne devlet, ne de sınır bütünlüğüyle sağ çıkar.
Dünyanın siyasi coğrafyasını zaten bilgi üstünlüğüyle çizen birileri gelir ve kendileri açısından cahillerin de barbarların da elinde bırakılmayacak kadar önemli bu toprakları alır, üstüne oturur, yeni bir devlet ya da devletler kurar. Bazıları göçer, yabancı diyarlarda anadili Türkçe olan azınlıklar oluşturur, bu topraklarda yine insanlar yaşar, yeni efendilerin eteğini öpen cahiller kullanılır, öpmeyenler tepelenir, ama kalan da göçen de eninde sonunda asimile edilir ve bu ülke Türkiye, nüfusu da Türk diye anılmaz!***Türkiye’de farklı olmanın imkânsız, dolayısıyla sertleşen toplumun kırılgan hale getirildiği tahlilini ben çoktan yaptım. Son romanım Destina (Literatür, 2008) Türkiye’nin bittiği noktada başlayıp, filmi geriye sararak yok oluş sürecini ve daha da önemlisi, nedenini nasılını açıkladığım kurgudur... Böyle bir analizi bilgiye dayalı yapmayan, yaşamakla yetindikleri çağdaş uygarlık değerleri ve koşullarından ampirik sonuçlar çıkaranlar bile “Türkiye’yi parçalamak isteyen güçler” den yakınırken, aslında bu gerçeği seziyor, ama salt sezgiyle “düşmanın” çoğul kimliğini, karmaşık yapısını çözmekte, çerçevesini çizmekte, hatta adını koymakta zorlanıyor. Ne gariptir ki bağnaz dincisi, laik Atatürkçüsüyle birbirine taban tabana zıt toplumsal katmanlar, sadece bir konuda anlaşıyorlar: Türkiye’yi parçalamak isteyenlerin hepsi dışardan beslenirler!Anadolu’yu teslim alan ceberrut irticanın baskısını uygulayanla maruz kalanların kardeş ortaklığında ayrılıp, düşman ortaklığında birleşmeleri tuhaf değil midir?Üstelik, Türkiye’nin dış düşmanlarını betimlemekteki “ortaklık” yalnız ceberrut bağnazlığın tekeline giren alanda, cahillerle cahillerin paylaştığı bir inanç değil. Bağnazlığa karşı çıkan, eğitim düzeyi yüksek insanlar arasında da aynı yoğunlukta yaygın bir kanı. Düşman peşinde bu fikri takibin devamı yarına.