Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2008

Yılbaşı sıkıntısı

Vatan · 30 Aralık 2008

Sivri rugan topukları, kaldırımı kaplayan incecik kar tabakasını mıhlayarak yürürken, “biliyordum” diye söyleniyordu içinden; “bu yılbaşını çıkarmayacağımızı biliyordum...”

Bir önceki yıla da aynı korkuyla girmişti. Bir öncekine de. Böyle böyle, tam 14 yıldır, her yılbaşı muhteşem bir kavgayla tazelenen, çünkü her yılı ‘O’nu yitirmek ihtimaliyle bitirip, yenisini ‘O’nu kazanmak sevinciyle başlatan bir aşktı Onlarınki.

Bu yıl da gelenek değişmemiş ve ikisinin de aslında gitmek istemediği bir davet öncesi, ‘kravatın/saçın/sen karışma’ bağlamında bulmuşlardı ayrılık oyununun leziz ürpertisini.

İki bin yıllık kentin mazide kalan haşmetine özlem duyan azınlığın suni teneffüsle ‘bohem’ yaşadığı daracık sokaklar, bir yılbaşı gecesi daha yalnızlığını kucaklıyordu.

Açılıp kapanan kapılardan taşan insan mırıltıları, pencerelerden fışkıran müzik gürültüleri arasında, yürüdü, yürüdü ve ses soluk çıkmayan ilk camekânın önünde durup, ışıklı tabelayı okudu: “Sıkıntı Var” ya da “Sıkıntı Bar.” B ile V harfinin iç içe geçtiği tasarım, yoruma açıktı.

‘O’nu meraklandıracak kadar eve dönüşü geciktirmek oyununu ayakları donmadan sürdürmek istiyorsa, durak bu duraktı.

Uğursuz bir gıcırtıyla açılan kapıyı itip içeri girdi.

Beş masadan ikisinde birer müşteri, önlerindeki içki bardaklarına bakarak oturuyordu. Meyhanenin dibinde, duvara dayanmış esneyen garson, içeri girdiğinde yerinden kıpırdamadı bile. Tam tersine, gözlerini kaçırıp uzun uzun esnedi. Zaten üzerindeki gri önlükte kocaman siyah harflerle, “Sıkılıyorum” yazıyordu.

İçinden gülmek geldi, ama içerdekilerin sıkıntısına saygısızlık etmemek için kendisini tuttu, boş masalara sahne yüksekliğinden bakan bar taburelerinden birine ilişti.

Zamanın dışına düşmüş gibi donuk mekânın içindeki tek hareket, barın gerisinde bardak yıkayıp kurulamakta olan orta yaşlı kadın ve tek ses bulaşık şıngırtısıydı.

Onu fark etmemiş gibi işine devam eden barmaid, nihayet kendisinden yana dönmeye karar verdiğinde, taktığı mor önlükte aynı ibareyi gördü: Sıkılıyorum.

“İlk kez mi sıkılıyorsunuz?”

Afalladı. Tüm işaretlere rağmen, orta yaşlı barmaid’den “Ne içersiniz?” sorusunu beklemiş, kadının onun sıkıntısına ortak olmaya hazır merakına şaşırmıştı.

“Bilmem” diye kekeledi; “yani, sanmıyorum. Daha önce de olmuştu...”

Daha önce de sıkıldım, diyememişti.

Kadın, bilge bir bezmişlikle başını salladı: “Hangi sıkıntıyı istersiniz?”

İyice dağıldığını görünce, barın arkasına asılı listeyi işaret etti:

“Buradan seçebilirsiniz!”

O ana kadar fark etmediği kara tahtada, bir dizi sıkıntı sıralanmıştı. Yalnızlık... 7 YTL. Ayrılık... 8 YTL. İhanet... 10 YTL. Umutsuzluk... 5 YTL. Vicdan... 12 YTL. Kırgınlık... 6 YTL. Şımarıklık... 8 YTL.

“Bunların içinde ne var?” diye sorarken buldu kendisini, çekingen bir sesle.

Barmaid omuzlarını silkti: “Kendi imalatımız sıkıntı kokteylleri. Siz adını koyun, ya uyar, ya uymaz...”

Tam, “Benim sıkıntım yok ki!” diyecekken kendini tuttu. Hem yersiz, hem de aptalca olurdu. Ama ağzından çıkacak “yalnızlık,” “ayrılık,” “ihanet” gibi bir sipariş de gülünç geliyordu doğrusu.

“Basit bir içecek, viski, cin tonik falan yok mu?” diye kaçmaya çalıştı.

Kadının yanıtı, sert ve kesindi: “Yok.”

“Bir Yalnızlık verin bari,” derken kendi sesine inanamıyordu.

Orta yaşlı barmaid, yalancı der gibi şöyle bir baktı,eğilip barın altındaki dolaptan değişik renkli şişeler çıkardı.

Meyhaneye tam bir sessizlik hâkimdi. İki müşteri yine önlerindeki bardaklara bakıyor, garson durduğu köşede tırnaklarını gözden geçiriyordu.

Barmaid etiketsiz şişelerden birer ölçü içki döktüğü karıştırıcıyı sallarken o, kötü bir büyüyü bozmak istermiş gibi yüksek perdeden sordu: “En çok hangi sıkıntı içiliyor?”

Kadının epeyce geciken yanıtı ders verir gibiydi: “Yalnızlık. Ama önce hepsinden denemiş olurlar.”

Daha fazla dayanamadı. Yalnızlığına hazırlanan kokteyli beklemeden, dışarı attı kendisini.

Sıkıntı Bar’dan koşar gibi kaçarken, anlatacağı müthiş öyküyle yeniden kazanacağı O’nu düşünüyordu.