Yeni yıla selam, yola devam
Vatan · 2 Ocak 2009
Sayın Mine Hanım, Ben resmi bir kurumda hekimlik yapan, fırsat buldukça cuma namazlarına gitmeye çalışan bir kişiyim. Anlamakta zorlandığım bazı hususları sizinle paylaşmak, hatta sizin bu konudaki fikirlerinizi öğrenmek isterim. AKP hükümetinin 2009 bütçesinde Diyanet İşleri’ne 2.5 milyar YTL’lik ödenek ayırdığını ve bunun İçişleri Bakanlığı’na ayrılan ödeneğin 1,3 katı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ayrılanın 2,4 katı olduğunu yazdınız. Bu kadar ödeneğe sahip Diyanet İşleri’ne bağlı camilerimizde, niçin her cuma sonrası vatandaştan ‘camilerin eksiklerini gidermek adına’ para toplanır, bu toplanan paralar nerelerde kullanılır? Cami cemaatinden öğrendiğim, devletin sadece imamın maaşını ödediği, cami ile ilgili herhangi bir ödenek yapmadığı, hatta inşa edilecek camilerin halkın desteğiyle yapıldığı. Öyle ise bu Diyanet İşleri’ne ayrılan bütçe nerelerde, hangi amaçlarla kullanılıyor? Herhalde sadece imamların maaşını ödemek için kullanılmıyor. Sağlığa ve eğitime yeterince pay ayırmayan, okumayı ve bilimi önemsemeyen, kendine bağlı cahil, sadaka toplumu oluşturan bu zihniyetin bu paraları nerelerde, hagi amaçlar için değerlendirildiğini paylaşırsanız, sevinirim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Dr. Mustafa A.
Y. N. Deniz Feneri’ne toplanan paraların nereye gittiğine bakarsanız, bu paraların da yönünü bulursunuz gibime geliyor, sayın okurum.
“Sayın Kırıkkanat, Tek yol ‘iman’ başlıklı yazınızda, Diyanet bütçesinin diğer kamu kurumlarına nazaran nasıl arttığını çok güzel örneklediniz. Benim anlayamadığım (aslında çok iyi tahmin ettiğim) nokta ise şu: Son 10 yıldır, hemen hemen tüm bayram namazlarına ve takip edebildiğim kadar cuma namazlarına katıldım. İstisnasız tüm camilerde, makbuzlu makbuzsuz bağış toplandığına şahit oldum. Bu bağış talepleri de bizzat imamlar tarafından cemaate duyuruluyor. Madem ki Diyanet’in kriz dönemlerinde bile büyümeyi başaran devasa bir bütçesi var, o zaman bu ‘bağış’ toplama ritüeli niçin bitmez ya da bitirilmez? Saygılarımla. Mehmet C.”
Yazılarınızın devamını diliyorum, kaleminize kuvvet. Üzerinize çok geliyorlar, yılmayın. Söylediğiniz ve yazdığınız gerçeklerin mutlaka bilinmesi gerekiyor. Bilinçleri fakirleştirilen insanlar her şeye at gözlüğüyle bakmaya zorlanıyor. Zorlanıyor diyorum ama, aslında kendileri de böyle istiyor. Adım Abdurrahman, aslen Artvinliyim, uzun zamandır Denizli’de yaşıyorum. Sizin gibi kafa emekçisi değilim, kol emekçisiyim. Bu ülkede sizin gibi düşünen ve sizi okuyanlar var. Ama internette sizi o kadar karalıyorlar ki, aslında insanların gerçekleri görmesinini engellemek istedikleri belli oluyor. Kendinize iyi bakın, iyi yazılar.
Sevgili Mine hanım, Size ailece yazdığımız yeni yıl dileklerimizi iletiyorum:
Sibel Mutlu: Yeni yılınızı kutlarım. Son romanınız Destina’yı ben ve babam okuduk. Her kitabınız gibi bu da çok güzel. 2009’da daha da başarılı, yine tempolu bir yıl dilerim.
Seher Mutlu: 2009 yılının sizin için edebi ve siyasi anlamda verimli geçmesini dilerim. Babamın hayatında farkında olmadan yarattığınız yer için, babamın kendisini yalnız hissetmemesine bir nebze de olsa yardımcı olabildiğiniz için çok teşekkür ederim.
Gaye Mutlu: Yeni yılınızı kutlar, esenlikler dilerim.
Adnan Mutlu: Evrensel inancınız ve karanlık beyinleri aydınlatıcı mücadelenizle, insanlığın gerçek evrensel mutluluğuna katkınızı gelecek nesiller şükranla anacaktır. Başarılarınızın yeni yılda da devam etmesini içten temenni ederim, efendim.”
YN: Sevgili Adnan Bey, hâlâ parlayan güneşi sizin gibi babaların omuzları üzerinden doğan Türkiye, yetiştirdiğiniz fikri hür, vicdanı hür çocuklar için size minnettar olmalıdır. Uygar insanlık adına, ben size teşekkür ediyorum.
2009 yılının bütün okurlarıma müjdeler ve esenlik getirmesini, Türkiye’yi de insanca yaşamın tek yolu, akılcı aydınlığa kavuşturmasını dilerim.