Ya vatan ya hukuk mu?
Vatan · 12 Ocak 2009
Vakit akşam. Hava ayaz. Yağmur çiseliyor. İstanbul’un “cuma cefası”na dönüşen trafiğinde mucize eseri bulduğum taksi, Maslak’taki Manhattan’ın çevresinde dolanıyor. Menzilim, göğün karanlığını mavi ışıklarıyla delen İş Kuleleri. Ancak menzile giden tüm yollar panzerlerle sarılmış. Yağmur altında görev yapan polislere her an katılmaya hazır destek kuvvetler, kenara çekilmiş otobüslerde bekliyor. Çünkü İsrail Başkonsolosluğu Maslak’ı Manhattan yapan kulelerden birinde.
Şoförün İş Kuleleri’ne varmak için seçtiği yolu da iki panzer kesmiş. “Giriş yasak!” diyor kapıyı tutan güvenlik güçleri.
Dolanıyoruz. Ve bu kez konsolosluğun korunduğu husumetin ticaretine çatıyoruz: Girişimci milletim, duvarları, kaldırımları fethetmiş, eylemci milletimin dalgalandıracağı Filistin, yakacağı İsrail ve ABD bayrakları, Gaza düdükleri, Hamas anahtarlıkları falan satıyor. Taksi şoförü kendini tutamıyor, “Valla bu halk her işten aşını çıkarır!” diye gülüyor.
Ama ben gülemiyorum.
Uzaktan ya da uzaydan bakan birisi, Türkiye’nin gökleri delen iş ve finans merkezi Maslak’ı savaş alanı sanabilir.
Sonunda vardığımız İş Kuleleri’nin yıkılmazlığı çağrıştıran görkemi, az önceki savaş manzarasıyla çelişiyor.
Ne var ki çelişki, dışarda bitmiyor, içerde katlanarak sürüyor.
Konferans salonunda, Çağa Hukuk Vakfı’nın Türkiye’de hukuk alanındaki bilimsel çalışmaları özendirmek için düzenlediği Çağa Hukuk Ödülleri’nin yedincisi veriliyor.
Kürsüdeki adam, hukukçu bir ailenin üçüncü kuşağı. Almanya’dan Türkiye’ye sağlam bir hukuk eğitiminin ardından, 1916’da kurulan Çağa Hukuk Bürosu’nu 1978’de devralmış ve özellikle iş hukukunda gösterdiği başarıyı saygınlıkla harmanlamış bir avukat: Barbaros Hayrettin Çağa. Ancak, iyi hukukçuluğunun yanı sıra engin kültürü ve sanatseverliğiyle de biliniyor.
Barbaros Çağa’yı 2005 yılında tanıdım. Hakkaniyet duygusunu, dürüstlüğünü sevdim, hukukçuluğuna saygı duydum, kültürüne hayran kaldım. Kazandığı ün ve başarıyı, genç hukukçuları destekleyen bir vakfa dönüştüren idealizmini keşfedince, hayranlığım takdire dönüştü. Günümüzde, mesleğinde kazandığı başarıyı gençlerle paylaşmak isteyen çok az sayıda insan ve kurum var. Oysa bir uzmanın, uzmanlık alanında geleceği temsil eden gençleri desteklemesi, bence Türkiye’nin geleceğini oluşturmak demek.
İşte o gece, kürsüde, jüri kurulunda, genç hukukçuları destekleyen vakfa sahip çıkanların ödül törenini izledikleri koltuklarda, Türkiye’yi evrensel bir çağdaşlığın aydınlığına taşımak isteyen insanlar vardı.
Güzel bir Türkçe konuşan, AB üyesi olacak bir Türkiye hukukuna inanan, böyle bir hukuka ortam hazırlayan, pozitif akıl ve mantığı kullanan, yerel sığlığı değil, evrensel değeri ölçü alan, uygar insanlar.
Bana seçkinci diyorlar. Eğer seçkincilik, evrenseli ve uygarı insan haklarının olması gereken düzeyde anlayıp kavramaksa, doğrudur.
Çağa Hukuk Vakfı’nın 25 bin TL’lik genç hukukçu 2008 ödülü, Bahçeşehir Üniversitesi Araştırma Görevlisi Zafer Kahraman’ın “Rekabet Hukuku Açısından Oligopolistik Bağımlılık” çalışmasına verildi.
Aynı saatlerde Türkiye, Ergenekon’un son dalgasıyla sarsılıyor, Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evi aranıyor, Ankara’dan Hatay’a kazılar yapılıyor, Susurluk çetesine bağlanan suikast silahları, savaş silahları ve mühimmat bulunuyordu.
Kimine göre hukuk ayaklar altına alınmıştı, kimine göre hukukun üstünlüğü nihayet kanıtlanmıştı. Zaten kimine göre gözaltına alınanlar ’vatansever’di, kimine göre alanlar.
Gerçeğin anlaşılması için belki de yıllar geçmesi gerekecek ve Türkiye, günün birinde herkesin varlığını kabul edeceği bir hukuk devleti olacak mı, meçhul?
Şimdiden açık ve kesin tek gerçek, vatansever bolluğunun, aslında vatansever yokluğunu kanıtladığı bir ülkede, vatan kurtarmak isteyenlerin vatanı batırdığı, vatanı vatan kurtarıcılardan kurtarmak isteyenlerin de hukuku batırdığı.
Türkiye’yi gerçekten sevenler, gençleri eğitenler ve onları evrensel değerlere özendirenlerdir. Hukuk da ancak böyle başlar üstünde yükselir. Gerisi boştur.