Mümkün mucizeler
Vatan · 19 Ocak 2009
Sekseninci yaşını iki ay önce kutlamıştık. 3 Temmuz 2006 sabahı, günün ilk ışıklarıyla onu ameliyata götürmek için gelen beyaz gömlekli, güler yüzlü meleklere, “Hayır!” dedi, “Sedye istemem, yürüyerek giderim.”
Sonra elli altı yıldır aşkla baktığı, bakmaktan hiç bıkmadığı kadının elini tutup, “Üzülme, seni yalnız bırakmayacağım...” diye fısıldadı.
Ameliyathaneye yürüyerek giden adamı izlerken, aşkın gücünü ve yaşamak cesaretini seyrettiğimi düşünüyordum.
On yıldır ölümün kuşatması altındaydı. Ama on yıldır da kahramanca savaşıyordu ve müttefikleri kanatlı değil, beyaz gömlekli melekler, insanların ömrünü uzatmak için çalışanlardı.
Kalp hastasıydı, enfarktüs geçirmişti, ama yürek doktoru Hasan Sunay onu yaşatmaya kararlıydı, “Merak etme, sen kalpten ölmezsin!” diyordu.
Ağır bir karaciğer hastasıydı, ama doktoru da bir o kadar yaman: Reşit Memişoğlu, yıllardır o karaciğere o eşiği atlatmıyor ve “Merak etme, sen karaciğerden ölmezsin!” diyordu.
Tam trafik kazasından başka hiçbir şeyin onu bizlerden ayıramayacağına inanmıştı ki, sol akciğerinin yarısını (sigara bile içmeden) bırakacağı ameliyathaneye yürüyordu işte.
Ama Cerrahpaşa Göğüs Cerrahisi’nin beyaz gömlekli melekleri, onu kara kanatlı meleğin kollarından bir kez daha çekip aldılar ve insanlığın yüzakı insanlardan Prof. Dr. Şükrü Dilege ile şahane ekibinin ameliyat ettiği seksenlik delikanlı, on gün sonra hastaneden çıktı, bir ay sonra araba kullanmaya başladı, ekim ayında denizde “yorulmadan” yüzerek “nefes” açıyordu!
Bu kadarı bile bir mucizeydi. Ama adı gibi sıra dışı Tanaydın Barkan, dayanmak, asılmak, hayatta kalmakla yetinmedi, peşinden koştu!
2007 yılından beri çocukluğunun hayalini, çocuklarla paylaşıyor... Tam 70 yıldır model uçak yapardı. İşin ustasıydı.
Karşı çıkacağımız için hiçbirimize bir şey söylemeden, zaten söylediklerimize de aldırmadan, tırım tırım gitti geldi, Türk Hava Kurumu’ndan gönüllü rehberlik sertifikası aldı.
Şehit Er Ersin İlköğretim Okulu yönetimine, isteyen çocuklara -elbette bilabedel- haftada bir gün “model uçak yapımı” öğretmeyi önerdi. Okul yönetiminin olumlu yaklaşımı, THK Beykoz İlçe Başkanlığı’nın desteğiyle birleşince, Beykoz’daki okullar arasında ilk kez Şehit Er Ersin İlköğretim Okulu’nda havacılık dalı açılmış oldu.
Tanaydın Barkan’ı “uçmak arısı” yedi yaşında sokmuş, ilk planörü THK’nın kıvırcık kızıl saçlı efsane pilotu Bayan Yıldız’ın uçurduğunu görmüştü ve on yedi yaşındayken tümüyle söküp yeniden monte edebilecek kadar “amatör çırak” çıktığı uçaklara, o zamanlar “tayyare” deniliyordu.
İlk dersinde öğrencilerine, “Size tayyare yapmayı öğreteceğim,” deyince, çocuklar “Tayyare nedir hocam?” diye sormuşlar.
Artık rehber öğretmenleri mi uçak diyor, yoksa çocuklar mı tayyareye alıştı bilinmez, aralarından su sızmıyor.
Eğitim yılı başında öğrencilerini önce Havacılık Müzesi’ne götürüyor. Uçakların her parçasını tek tek anlatıyor. Sonra THK’nin verdiği malzemelerle uçak maketi yaptırıyor onlara. 12-14 yaş arası 20 öğrencisi var. Zeki bakışları öğrenmek merakıyla parlayan çocukların Tan Hoca’sı o artık. Öğrenciler mi öğretmeni daha çok seviyor, yoksa tersi mi, bilinmez. Ama çocuklar havacılık dersine sahip çıkıyorlar, bu açık. Maket uçak lastiklerini sapan yapmak için araklayan bir haylazı, kendi aralarında sessiz bir kararla dışlayıp, derslere sokmuyorlar.
Çünkü derslerde, 2008’den öteye “model uçak” yapmakla yetinmiyor “uçmayı”da öğreniyorlar.
Bu yıl 83’üncü baharını geride bırakmaya hazırlanan Tan Hoca, “çocukları”nın ne kadar zeki ve iki günde ancak yaparlar diye düşündüğü maketleri iki saatte bitirdiklerini görünce, geçen yıl kolları yeniden sıvadı: Önce bilgisayar öğrendi, ardından bilgisayarda gerçek pilotların çalıştırıldığı “simülasyon uçuş” programlarıyla (nihayet!) uçmaya başladı, okul yönetimi ve THK’nın desteğiyle gereken DVD’ler temin edildi, şimdi öğrencilerine simüle pilotaj öğretiyor.
Hangi çocuk, uçmaz rüyalarında? Uçmaz mı erişkin insan, üstesinden gelemediği dert dağlarının, sıkıntı ovalarının üzerinden rüyalarında?
Devamı yarına...