Her şeye rağmen
Vatan · 22 Ocak 2009
Bıkmadan, usanmadan saldırıyorlar. Seni okumayacağız diyorlar, ama yazıyorlar: “Kaltak, şıllık, vatan haini, aldın parayı bastın imzayı değil mi...” Kimse tahmin edemez uğradığım saldırının yoğunluğunu, saldıranların şovenliğini. Tam, “Yahu ben bunca yıldır kimler için yazmışım, kimlere anlatabilmişim derdimi, binlerce yazı, onca kitap boşuna mıydı?” diye dertlenirken... Şöyle bir mektup geliyor: *** “Merhaba,John Oldman 14 bin yaşında olduğunu iddia etmektedir. Arkadaşları ona daha önce kendisi gibi birine rastlayıp rastlamadığını sorar. Kelime kelime değilse bile şu şekilde bir cevap gelir: Bir gün birine rastladım (Adam mı dedi kadın mı, hatırlamıyorum). Birbirimizi tanıdıktan sonra ona gerçeği anlattım. O da bana geçmişini anlattı. Hemen hemen benzer şeylerdi. Sonra ayrılmaya karar verdik fakat aramızdaki bağı hiç koparmayacağımıza dair söz verdik birbirimize. Tabii sözümüzde durmadık.
İki yüz yıl kadar sonra Belçika’da bir tren istasyonunda kalabalıkta biri ile göz göze geldim. Ona çok benziyordu. Birkaç saniye sonra gözden kayboldu. Bir daha da onu görmedim.
Destina’dan sonra Bir Gün, Gece’yi de okudum. Hem de ne okuyuş. Vaktim olsa tek seferde bitirirdim. Heyecanı birkaç güne yaydım.
Öncelikle bir hatanızı belirterek başlayayım. Depremin büyüklüğü ve şiddeti farklı şeylerdir. Televizyonlarda, gazetelerde yayınlanan 7.4, 8.1 gibi değerler depremin büyüklüğüdür. Şiddet ise depremin çevrede yarattığı yıkımı ölçen, 12 farklı değerden oluşan bir hasar tespit birimidir. Maalesef siz de kitabınızda hatalı kullanmışsınız.
Şimdi kitap hakkındaki iyi kötü eleştirilerime geçeyim.
Sıralı olmayacak, biraz karışık. Bir sondan bir baştan.
Kitap baştan sona heyecanla okunabiliyor. Sıkıcı diyebileceğim tek bir sayfası bile yok. Çok canlı bir anlatımı var. Günün birinde Hollywood Türkiye’yle ilgilenirse hiç şüphem yok ki bu kitabı atlamayacaklardır.
Hangman karakteri ise başlı başına bir kitap olmayı hak ediyor. Fazla söze gerek yok.
Destina’da olduğu gibi bu kitapta da gizli köşeyazıları mevcut fakat daha az. Bence daha dengeli, daha yerinde olmuş.
Kitabın bir yerinde Karaköy limanının sular altında kalmasından söz etmişsiniz. Depreme gerek bile olmadan çöken Karaköy İskelesi’nin görüntülerini gördükten sonra söyleyecek söz kalmıyor maalesef!
Ayrıca Hotaru no Haka’yı da izlemenizi tavsiye ederim. Japonya’daki benzer bir durumu anlatıyor. Başrolde ise deprem yerine savaş var.
Bir Gün Gece’nin benim için önemli olan bir diğer yanı ise Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ten sonra tavsiye edebileceğim bir başka kitap daha kazanmış olmam.
Yakında diğer kitabınız Sinek Sarayı’nı da okuyacağım. Kitabı size imzalatmıştım D&R’da. Siz kitabı imzalarken masanızın üzerinde Pandispanya diye bir kitap vardı. Fazla inceleme şansım olmadı ama sonra çok pişman oldum keşke o kitabı da alsaydım diye. Otobüs durağına giderken kafamın içinde ‘Geri dön, o kitabı al’ diyen İspanya manyağı bir kitap canavarı vardı sanki. Bir dahaki imza gününüzde Pandispanya’yı imzalatan biri olursa o benimdir.
Bu arada Sinek Sarayı’nın açılış kısmına hayran kaldım. “Solaklara, altı parmaklılara, tek çocuklara...” Eğer bir de tersten konuşabilenlere deseydiniz kitabı dayanamayıp elime aldığım ilk anda bitirecektim!
En tepede, mesajımın başında John Oldman’in anlattığı anıyı, The Man From Earth adlı, sinema tarihinin ıskaladığı en büyük filmlerden birinden aldım. Filmin hemen hemen tamamı bir odanın içerisinde geçmektedir. Tamamen diyaloglara dayalı, hiçbir flashback veya görsel efekt içemeyen, insanlığı çok sert eleştiren bir filmdir. İlginç yönlerinden biri de sadece iki yüz bin dolara mal edilmiş olması ve filmin yapımcılarının filmin insanlara ulaşmasını sağladıkları için internetteki korsan film sitelerine ve torrentçilere teşekkür etmesidir. Kitabınızla ne alakası var diyecekseniz... Bilmem. İzleyin.
Saygılarımla,Emre Tekgür” ***Oh be!