Dünyanın en genç dulu
Vatan · 10 Şubat 2009
Geçen hafta Vatan’da okudunuz: Şanlıurfa’daki aşiret tefecilerine borçlanan bazı aileler, borçlarını kızlarıyla ödemişler. Oysa aynı yörede, kimbilir kaç kızın kanında aynı ailelerin namusu temizlenmiştir. İşgalci Fransız askerleri kızlara kadınlara sarkıntılık edince kahramanlık destanı yazan erkek Urfa’nın şanına yakışır mı yakışır.
İşte Nucud Ali de, tıpkı Türkiye’deki hemcinsleri gibi ne Yemen’de doğmayı seçmişti, ne de kız olmayı. Bin yıl önce çizilmişti kaderi: Allah’a ibadet ve erkeklere itaat.
Yemen’in başkenti San’a’da sekiz yaşına bastığında ve babası “Evleneceksin!” buyurduğunda yine de çok ağladı Nucud.
Oysa babası da peygambere itaat etmekle yetiniyordu. İki karısından on dört çocuk yapmıştı, amma velakin geçinemiyordu! Kızların sekiz yaşında evlendirilmesinde sakınca olmadığına göre, Nucud’u satarsa haram sayılmazdı.
Sekiz yaşında, 32 yaşındaki bir erkek tarafından üç ay boyunca ırzına geçildi Nucud’un. Küçük kız, o günleri, “Bana istemediğim şeyler yapıyordu, ağlayıp kaçmaya çalıştığımda da dövüyordu...” diye geçiştiriyor.
Nucud’un yakarışlarına karşın babası, “aile namusu lekelenir” gerekçesiyle kendisini geri almadıklarını anlattı mahkemeye.
Çünkü Nucud Ali, babasını ve kocasını dava etti.
Ve kazandı.
Babasının ikinci karısı Davla’ya, “Koca istemiyorum, okula gitmek istiyorum” diye yalvarırken, üvey annesi “Seni yalnız mahkeme kurtarır” lafını ağzından kaçırmıştı. Küçük kız, bir gün ekmek almak için çıktığı evden önce kent merkezine giden bir otobüse bindi. Kayboldu, yol sora sora “Mahkeme”yi buldu sonunda. San’a Adliyesi’nde biri kendisine kulak verene kadar saatlerce bekledi. Nihayet yargıcın karşısına çıktı ve “Boşanmak istiyorum” dedi.
Şansı vardı. Yemen’in “namus” mantığını değiştirmek isteyen idealist bir yargıçtı.
Nucud, üç gün süreyle Abdül Vahit adlı yargıç tarafından konuk edilirken, babası ve kocası gözaltına alındı.
Kadın haklarına duyarlı kadın avukat Şada Nasır, küçük kızın gönüllü avukatlığını üstlendi. Babasına ve kocasına karşı dava açıldı. Üç ay sonra yapılan duruşmada, mahkeme heyeti Nucud Ali’ye hak ve özgürlüğünü geri verdi.
Yemen, Türkiye’den daha uygar olmalı ki, küçük kız “töre haini” kabul edildiği ülkesinde yine ailesiyle, ama yargının koruması altında yaşayabiliyor. Hayatı tehlikede değil.
Nucud Ali, artık on yaşında ve bugünlerde Avrupa turnesinde. Okulları dolaşıyor ve öğrencilere, kendisinin sekiz yaşındayken söke söke aldığı “küçük kız” haklarını anlatıyor. Geçen hafta Fransa’daydı, bu hafta Almanya’da kadın hakları dernekleri tarafından ağırlanıyor. Niçin böyle bir Avrupa turu, diye merak ederseniz; çünkü Nucud Ali’nin Yemen’deki kaderini Avrupa’nın göbeğinde binlerce kız paylaşıyor!
Bu kızların kimi mağripli, kimi maşrıklı, ama hepsinin ortak kökeni İslam. Bazen bir, bazen iki kuşak öncesinden Avrupa’ya yerleşmiş, oysa azınlık ve yöresel bir gelenek olan kız sünneti dahil, ne kadar çağdışı ve kadın erkek eşitliğine aykırı töre varsa, hepsini sürdürüyorlar.
Sekiz dokuz yaşında zorla evlendirilenler mi istersiniz, yaşlı adamlara satılanlar mı, hepsinden var. Kız biraz dikbaşlı mı, hop kök ülke anavatandan ithal edilen Müslüman kocayla evlendiriliyor. Zaten erkek çocukları bile çemberin dışına çıkamıyor. Onlara da hiç tanımadıkları, anlaşamayacakları, bazen aynı dili konuşmadıkları Müslüman gelinler ithal ediliyor. Ve bu kaderi istisnasız paylaşan Avrupalı Müslümanların içinde Türkler de var. Mahkemeler, gerdek kapısını kilitleyip kendi kızının istemediği adam tarafından ırzına geçilmesini bekleyen velilerin, birbirinin gözünü oyan ithal gelin ve ithal damatların davalarıyla dolup taşıyor.
Yemen’de de çocukların 18 yaşından önce evlenmeleri yasal değil, Avrupa’da da.
Zaten Türkiye’de güya satılmaları da yasak...
Ama geri kalmışlık, yasayla değişmiyor. İster Yemen’de olsun, ister Türkiye ya da Avrupa’da, o değişmeyen kafalar, Orta Çağ’dan yarım binyıl sonra Orta Çağ’ı hüküm sürdürüyor.